Vissmate İle Temizliğe Merhaba

Standard

20161215_223250-01

 

Bugün sizlere uzun süredir kullanıp deneyimlediğim Vissmate ürünlerinden bahsedeceğim.

Aslında bu yazıyı hazırlayalı uzun zaman olmuştu fakat ben ürünleri tek tek deneyip öyle yorum yapmak istedim.

20161215_223141-01

Vissmate Çamaşır Suyu

Vissmate çamaşır suyunu bir markette tesadüfen aldım ve inanılmaz beğendim. Diğer çamaşır sularının aksine yoğun kokuya sahip değil. Benim en beğendiğim özelliği bu oldu.

Daha sonra sevgili Vissamate ailesi bana bir paket hediye etti, içinde silikon cam temizleyici,yüzey temizleyici ve arap sabunu vardı.

20161215_223126-01

Vissmate Sıvı Arap Sabunu

Sonucunu en çok merak ettiğim ürün ise şüphesiz arap sabunu oldu. Beyaz sabun kokulu arap sabunu lavabo, evye, duşa kabin temizliğinde bir numara. Özellikle küvet temizliğine hayran kalmamak elde değil. Diğer temizlik ürününü küvete döktüğümde biraz bekleyip öyle ovuyordum, arap sabunu sayesinde ovmama gerek kalmadı, anında yüzeyi ter temiz yaptı. Bu ürünüyle de sınıfı geçti.

20161215_223045-01

Vissmate Silikonlu Temizleyici

Silikon su kovucu özelliğine sahip bu mavi su ise yüzey tozlarını almamda ki en büyük yardımcım. Kokusunun güzelliği nedeni ile her an toz almak istiyorum. Ahşap yüzeylerde ki toz tutmama özelliğini çok sevdim.

20161215_223111-01

Vissmate Yüzey Temizleyici

Yüzey temizleme deterjanının kokusu evimde bahar havası estirdi. Kokusunun kalıcı özelliği sayesinde yaptığım temizlik uzun süre etkisini koruyor.

Bundan sonra ki temizlik ürünleri kesinlikle Vissmate ürünleri olacak.

Bana ürünlerini tanıma fırsatı verdikleri için Vissamate ailesine çok teşekkür ederim.

Ve herkese tavsiye ederim…

Daha detaylı bilgi için Vissmate  sitesine göz atabilirsiniz.

Seval Aksu Demir

Nesfit, kadınlara pembe kurdele hareketine destek için “Kontrol sende” çağrısı yapıyor!

Standard

Nestlé Nesfit, dünyada 7, Türkiye’de ise 2 yıldır “Pembe Kurdele Hareketi” kapsamında yürüttüğü meme kanserine karşı farkındalık çalışmalarını yeni bir boyuta taşıyor. Meme Kanseri Farkındalık Ayı vesilesiyle Meme Sağlığı Derneği ile işbirliği yapan Nesfit, ülkemizde 20 yılda 2 kattan fazla artış gösteren meme kanseri ile mücadele için kadınlarda erken teşhisi teşvik edecek bir davranış değişikliği yaratmayı hedefliyor. Bu amaçla oluşturulan “Nestlé Nesfit Kontrol Sende” Facebook etkinliği, kadınlara her ay kendi kendine muayenelerini yapmaları için hatırlatmada bulunuyor. 

Küresel düzeyde başlattığı “Hedef: Pozitif Bir Hayat” kampanyası ile kadınları güzel hareket etmeye, güzel düşünmeye ve güzel yemeye davet eden Nestlé Nesfit, meme kanserine karşı dünyada 7, Türkiye’de 2 yıldır mücadele yürütüyor.

Araştırmalar, düzenli olarak kendi kendini muayene etmenin, meme kanserinden hastayı kaybetme riskini yüzde 18 oranında azalttığını gösteriyor olsa da kadınların büyük kısmı bunu bir alışkanlık haline getirebilmiş değil. Gelişmiş ülkelerde her 7 kadından birinde meme kanserine rastlanırken, hastalığın bu ülkelerde azalan, gelişmekte olan ülkelerde ise artan bir seyir izlediği görülüyor. 2030 yılında tüm meme kanserlerinin %75’inin gelişmekte olan ülkelerde yer alacağı tahmin ediliyor. Bu durumda Türkiye gibi ülkelerde erken teşhis oranını artıracak çalışmalar büyük önem taşıyor.

Amaç daha fazla kadının “kontrolü ele alması”
Meme Sağlığı Derneği (Memeder) ile işbirliğine giden Nesfit, kadınların bu konudaki farkındalıklarını artırmanın ötesine geçmeyi amaçlıyor. İşbirliği kapsamında daha fazla kadının düzenli olarak kendi kendine kontrollerini yapmasını sağlayacak bir davranış değişikliği yaratılması hedefleniyor. Bu amaçla oluşturulan “Nestlé Nesfit Kontrol Sende” Facebook etkinliği her ay kadınlara hem kendi meme kontrollerini yapmaları hem de diğer kadın arkadaşları ve aile üyelerini etkinlikte yer almaya davet etmeleri için hatırlatmada bulunuyor.

Nestlé Nesfit, aynı zamanda Meme Kanseri Farkındalık Ayı dolayısıyla Ekim boyunca kadınları kendi pembe kurdelelerini yaratarak sosyal medyada paylaşmaya ve arkadaşlarını Facebook etkinliğine çağırmak için bundan yararlanmaya davet ediyor. Nesfit’in Facebook, Instagram, Youtube ve diğer dijital platformlarda kendi kendine muayenenin önemini vurgulayan paylaşımları ay boyunca devam edecek.

Ayça Erkol:  “Hedefimiz kendi kendini kontrol davranışının norm haline gelmesi”
Nestlé  Kahvaltılık Gevrekler  Ülke Müdürü Ayça Erkol, “Kadınların kendi kendini kontrol etmesi konusunda düzenli hatırlatmalar basit bir çözüm gibi görünse de, hayat kurtaracak derecede önemli bir fayda sağlıyor. Kadınlarla yapılan görüşmeler de bunu teyit eder nitelikte.. Hedefimiz, meme kanserine karşı mücadelede önemli bir değişim yaratacak bu davranışın bir norm haline gelmesi. Facebook etkinliğimize katılarak düzenli hatırlatma alacak ve kendi kendilerine muayenelerini gerçekleştirecek kadın sayısının her geçen yıl hızla artacağına inanıyoruz” dedi.

Prof. Dr. Vahit Özmen: “Ülkemizde 8 kadından biri meme kanseri olabilir”
Memeder Kurucusu ve Onursal Başkanı Prof. Dr. Vahit Özmen ise Türkiye’de meme kanserine ilişkin şu bilgileri paylaştı: “Araştırmalar, ülkemizde meme kanseri sıklığının son 20 yılda 2 kattan fazla artış gösterdiğine işaret ediyor. Öngörüler ise, bu artışın devam edeceği ve yılda yaklaşık 25 bin kadına meme kanseri teşhisi koyulacağı ve her 8 kadından birinin meme kanserine yakalanabileceği yönünde.  Günümüzde bu konudaki bilinçlendirme çalışmaları erken teşhis imkanı sağladığı için büyük önem taşıyor. Mamografik tarama sonucu, meme kanserinden ölüm oranları değişik çalışma sonuçlarına göre yüzde 15 ila yüzde 35 oranına azalmış görünüyor.”

www.nesfit.com.tr

https://www.facebook.com/nestlenesfit.tr/

Ekim Ayı – Meme Kanseri Farkındalık Ayı
2004 yılından bu yana meme kanseri hakkındaki farkındalığı artırmak, erken teşhis ve tedaviyi desteklemek amacıyla ekim ayı tüm dünyada ve Türkiye’de meme kanseri bilinçlendirme ve farkındalık ayı olarak belirlenmiştir. Ay boyunca gerek sivil toplum kuruluşları gerekse Sağlık Bakanlığı tarafından yurt genelinde eğitimler ve bilinçlendirme kampanyaları düzenlenmektedir.

Nestlé Hakkında:
Dünyanın lider beslenme, sağlık ve iyi yaşam şirketi Nestlé’nin temelleri 1866 yılında İsviçre’nin Vevey kasabasında atılır. Şirketin kurucusu Henri Nestlé dünyanın ilk hazır bebek mamasını geliştirir. Farine Lactée” adı verilen süt bazlı bebek maması olan bu  ilk Nestlé ürünü, şirketin insanı ve sağlığı her şartta öncelikli tutma, bilimsel araştırma kalite, güven, gibi temel değerlerinin de bir sembolü olur.

Nestlé,  150 yılda yeni ürünler, yeni kategoriler ile istikrarlı bir şekilde büyümüş ve dünya gıda ve beslenme sektörünün lideri haline gelmiştir. Bugün Nestlé 500’e yakın fabrikası 335,000 çalışanı ile dünyanın neredeyse tüm ülkelerinde faaliyet göstermektedir.

4 kıtada 34 merkezde 5000 kişilik bir ekiple AR-GE çalışmaları yürüten Nestlé ve  AR-GE’ye her yıl yaptığı 1,7 milyar doların üzerindeki yatırımla araştırma geliştirme konusunda da gıda firmaları arasında lider konumdadır. 1909 yılında,  ülkemize giren Nestlé Türkiye’nin en köklü gıda firmalarındandır.  1927’de Türkiye’deki ilk çikolata fabrikasını kurarak üretime başlayan Nestlé,  bugün 12 kategoride 800‘ ün üzerinde  ürünü ve 50‘ye yakın markasıyla faaliyet göstermektedir. Üretimini Bursa Karacabey ve Bursa Kestel’deki fabrikalarında gerçekleştiren, Nestlé Türkiye’de satılmakta olan ürünlerinin %92’sini Türkiye’de  üretmektedir. 100 yılı aşkın süredir Türkiye’de faaliyet gösteren Nestlé bugün 3800  kişiye doğrudan, 7000’in üzerinde kişiye  dolaylı olarak istihdam sağlamaktadır. Nestlé, Türkiye’deki üretim üssünden başta Ortadoğu ve Kuzey Afrika olmak üzere bölge ülkelerine ihracat gerçekleştirmektedir.

www.nestle.com.tr | www.facebook.com/NestleTurkiye

Memeder Hakkında
2007 Eylül ayında kurulan Meme Sağlığı Derneği, güncel bilimsel yanı ağırlıkta olan bir dernektir. Bünyesinde konuyla ilgili pek çok farklı uzmanın yanı sıra hem sağlıklı hem de meme kanserli kadınları barındıran dernek, kadınların daha sağlıklı olması için “halkla iç içe olmayı” misyon edinmiştir.
Bu kapsamda 30 Aralık 2008 tarihinde başlayan Bahçeşehir Tarama Programı ile rutin aralıklarla 11 bin 144 kadın mamografi taramasından geçmiştir. Gerekli durumda 3 bin 427 kadına ultrasonografi taraması, görülen şüphe üzerine ise 189 kadına biyopsi yapılmıştır. Bu tarama ve rutin kontroller içinde 93 kadına erken evre meme kanseri teşhisi konularak, gerekli tedavilerde destek olunmuştur. http://www.memeder.org/

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.
boomads_offer_client = “5440385f83b34216aaf99629f8414661″;
boomads_offer_id =”1595”;

http://counter.boomads.com/scripts/offer.js

Büşra’nın Pozitif Doğum Hikayesi

Standard

img-20160902-wa0012

Merhaba bende POZİTİF doğum hikayemi şuanda hamile olup normal doğumdan korkan bayanlar için paylaşmak istedim.. Pozitif kelimesini büyük harflerle yazdım çünkü Allah’ıma çok şükür ki harika bir doğum süreci geçirdim. Hikayem normal doğumdan korkan herkese umut olsun destek olsun inşallah…
Hamileliğimin başından beri herkes artık sezaryenle doğum yapıyor kesin bende sezaryen olurum diye düşünüyordum ama bir yanımda “Büşra sen normal doğuracaksın galiba” diyordu. Her doktor kontrolüne gidişimde içimdeki ses hep bunu söylüyordu günler aylar böylelikle geçti. Allah’ıma şükür her şey normal ilerliyordu tabi bu süreçte bebeğinizde önemli, benim bebeğimde kendini normal doğuma hazırlıyormuş meğer biz farkında olmadan 26.haftadan beri başı aşağıdaydı bebeğimin sadece kanala inmiyordu bu süreçte ben 32. Haftama artık girmiştim ve 32.haftamda beri günde 5 tane hurma yemeye, çömelme hareketleri yapmaya başlamıştım. (Hurmanın açılma yaptığını öğrenmiştim) Gerçekten çokta işe yaradığını düşünüyorum bu süreçte önemli olan inanmak haftalar bu şekilde geçti 37.haftaya gelmiştik bu haftadan sonra baktım ki her şey hala normal ilerliyor pozitif doğum hikayeleri araştırmaya başladım ve pozitif doğum hikayelerini okuya okuya öyle bir gaza gelmiştim ki her doktor kontrolümde “ben ne zaman doğuracağım” diye sorar olmuştum. Kötü anlatılan hikayelere hiç kulak asmadım doktorum benim o hallerimi hiç unutmaz her gittiğimde de söyler “senin kadar doğurmaya meraklısını görmedim” diye 😇

Gelelim Miraç’ın gelmesine yakın anlarda yaşadıklarıma 38.haftada kontrole gitmiştim açılmam 2 cmdi ama bebek kanala girmemişti ve doktorum herhangi bir sorun olmadığı için yeterli sancım da olmadığından beni eve gönderdi aradan bir hafta kadar geçti bu arada çömelme hareketleri yapmaya hurma yemeye devam ettim hiç bırakmadım her şey hala çok normaldi ve 1 hafta daha geçmişti 39+2 de öğlen 11 de uyandığımda kanamam olduğunu fark ettim fakat sanci yoktu evde kimsede yoktu  bu sebepten beklemeyi tercih ettim çünkü kanama olduğunda doğumun hemen başlamadığını okumuştum hatta yattım uyudum 😊 kalktığımda saat öğlen 13:00’tü lavaboya gittiğimde doğumun öncüsü olan nişan gelmişti ama bende hala sancı yoktu. Belki tehlikeli olabilir artık evde beklemek düşüncesiyle hastaneye gittim ve doktorum yatış yapmamız gerektiğini kanamanın arttığını en fazla 24 saat içinde doğumun gerçekleşebileceğini fakat sancım olmadığı için suni sancı vereceğini söyledi dünyam başıma yıkıldı nasıl yani Suni sancımı??

Aylarca suni sancı alanların korkunç hikayelerini okumuştum ağrıdan duramıyor bağırıyor çağırıyor hatta bir daha asla suni sanci almam diye isyan ettiklerini yazıyorlardı, her yerde sayfa sayfa. Ah o facebookta ki hamilelere özel kapalı gruplar yok mu bayanlar bayanları nasılda korkutuyorlarmış doğum yapınca anladım, ve bu duruma çok üzüldüm kesinlikle birbirimize destek olmamız gerektiğinin taraftarıyım. Neyse ben tabi ki korkudan hüngür hüngür ağladım doktorun yanından çıkarken suni sancıyla nasıl doğuracağım diye ağlaya ağlaya doğumhaneye girdim bir ben bir hemşireler birde ebe vardık ilk başta yapılan küçük işlemler için ailemi içeri almadılar ebe suni sancı serumunu taktığında abla mahvoldum ben dedim oda bana neden bu kadar korkuyorsun sana seni ağrıdan patlatacak kadar suni sancı vermiyoruz ki her şey yavaş yavaş olacak dedi öylede oldu ve ben tam 14 saat suni sancı çektim ama doz yavaş yavaş arttırıldığından o öcü gözüyle baktığım suni sancı olayının aslında normal bir sancıya eş değer olduğunu anladım ve çok rahatladım. Güle oynaya 14 saat geçirdik, doktorum şaşkındı çünkü bir paket suni sancı serumu bitmişti fakat ben hala gülüyordum sanırım ağrı eşiğim de biraz yüksekmiş doktorum öyle söyledi bu arada bebek hala kanala inmemişti ve biz 3 buçuk saat bebek kanala girsin diye plates topu üzerinde zıpladık ailecek 😁sonunda bebek artık aşağıya inmişti çabalarım sonuç bulmuştu açılma düzenli olarak artıyordu tek eksik ağrıların hafif olmasıydı ve bu yüzden suyumu patlatmaya karar verdiler asil buyuk sancılarım o zaman başladı her sancı geldiğinde yere çömeliyor  “rabbi yesir” duasını okuyordum ve öyle bir dayanma gücü gelmişti ki bana sonra beni o anda çektikleri videoları izliyorum da hep başaracağım demişim öylede oldu bu arada saatte yada 2 saatte bir çatı muayenesi yapılıyordu ve abartıldığı gibi asla acımadı. Çatı muayenesinde ortalığı ayağa kaldıran insanlar olduğunu okumuştum kişiye göre değişiyor olabilir ama benim görüşüm kendinizi kasmadığınız sürece asla bir sıkıntı olmuyor.

Neyse devam edelim… Artık gerçekten sancı çekme zamanı gelmişti ve ben buyuk sancıları suyum patlatıldıktan ve bir kaç tane iğne vurulduktan sonra son 2 saat çektim (doktor kontrolünde suyunuz patlatıldığında da asla ama asla acı olmuyor hissedilmiyor bile sadece patlatma kelimesi biraz kaba ve itici ama öyle bombastik bir durum yok ) Bu süreçten sonra kontrollü oldum ve asla diğer odadakiler gibi bağırıp çağırmadım bu çocuğu istemem bir daha suni sancı yemem diye isyanda etmedim 😁 hemşire gelip doğuruyorsun artık hadi kalk gidiyoruz dediğinde sabaha karşı 03:50 idi şaşkınlıkla nasıl yani dememe ailemle vedalaşmama bile vakit kalmadan doğumhaneye girdim çatı muayenesinden korktuğu için bebeği artık doğacak seviyeye gelen bir bayan yüzünden doğumhanede o sancılarla bekletildim ve onun doğum yapmasını beklemek zorunda kaldım çünkü gece nöbetçi doktor 1 taneydi buna rağmen doğumhanede uyuya kalmışım uyandığımda diğer bayan doğum yapmış sıra bana gelmişti Allah öyle bir yardım etmişti ki deli gibi sancıların arasında nasıl uyudum ben bile bilmiyorum ve artık mutlu son 04:35’te oğlumu kucağıma aldım. hemşirenin üstüne işediği ana şahit oldum o anda bütün ağrı sızı her şey bitti gitti korkularım endişem heyecanım mutluluğum hepsi bir arada nasıl yaşanabilir ki diyorsanız doğal doğum yapmalısınız  bu arada doğumda dikiş olayında da çok korkutanlar olmuştu doğum yaparken korkutanlar yüzünden dikişten başka bir şey düşünemedim ve çok üzüldüm o şekilde etkilendiğim için sonuç 4 dikişim oldu ve asla acı hissetmedim. Bağırma yine yok her şey çok normal ve uyuşturucu iğne yapıyorlar kesinlikle duymuyorsunuz bence diş çektirmek normal doğumdaki dikişlerden daha acı verici 😀 ve şuan oğlumla 44 günlük olduk bile 👶 Sonuç olarak demem o ki normal doğumda Allah her şeyi sıralı veriyor ve asla Dayanamayacağınız acıları size yaşatmıyor kimse korkmasın dikişten, sancıdan, ağrıdan, doğumhaneden.

Herkese normal doğumu tavsiye ediyorum doğum yaptıktan sonra pijamanızı kendiniz giyip saçınızı aynada düzeltip ailenizin karşısına gülerek ve yeniden doğmuş gibi çıkmayı istemez misiniz? istersiniz ben işte tam olarak böyle bir doğum yaşadım umarım korkuları olan bir bayan bu yazımı okur ve normal doğuma karar verir sevgiler..

Sabırla okuduysanız teşekkürler :*

Büşra Polat

Vitamalt Emziren Anne İçeceği İnstagram Çekilişi

Standard

vitamalt-cekilis-2

Herkese Merhaba; 1-7 Ekim Emzirme Haftası nedeniyle Vitamalt İle siz anne ve anne adaylarına en uygun hediye olan bu süt arttırıcı içeceği hediye etmek istedik. Bu çekiliş sadece İNSTAGRAM  kullanıcıları için geçerlidir.

 

Yapmanız gereken çok basit bu  instagram  hesabında ki görseli sayfanızda #bolbolsütolsun hashtage ile paylaşmak yada repost etmek. Eğer emziriyorsanız buyrun instagrama 🙂

“Vitamalt Nedir?

Vitamalt; anne sütünü artırmaya yardımcı ve destek emziren anne içeceğidir. İçeriğinde B vitaminleri ve mineraller bulunur. B vitaminlerinin antioksidan ve sinir sistemine olumlu etkileri vardır. Bebeğinizi emzirirken bağışıklık sistemi de kuvvetlenir. Sağlıklı cam şişede formüle edilmiştir. Özel koyu cam şişesiyle , güneş ve ultraviyole ışınlarından korunmayı sağlar. Ayrıca teneke kutu olmadığı için , besinler zamanla kimyasallarla tepkimeye girmez ve bozulma yapmaz. Harvard Toplum Sağlığı Merkezi’nde 75 gönüllü üzerinde yapılan araştırmada, teneke kutularda saklanan içeceklerin tüketilmesiyle vücutta Bisfenol A (BPA ) miktarının arttığı tespit edilmiştir. Avrupa Komisyonu, Amerika Hastalık Kontrol Merkezi ve Endokrin Topluluğu bu maddenin bebek sağlığı açısından sakıncalı olduğuna karar vermiştir. Dünya Sağlık Örgütü , UNICEF ve Amerikan Pediatri Akademisi ilk 6 ay sadece anne sütünü önermektedir. Anne sütü bebeğiniz için en yararlı besindir. Anne sütünün içerisinde bebeğinizin gelişmesi için gerekli tüm besinler bulunur.”

 

Seval AKSU DEMİR

İnstagram : https://www.instagram.com/anneansiklopedisi/

 

Konumuz: Tuvalet Eğitimi!

Standard

 

u_09-06-2015-174452tuvalet-egitimi

4 senelik annelik hayatımda belki de en gözümde büyüttüğüm konudur tuvalet alışkanlığı kazandırmak.  Fakat anladım ki çocuk hazır olmadığı ve istemediği sürece siz ne kadar çabalarsanız çabalayın bazı şeyleri alıştıramıyorsunuz. Tabii bu konuda annenin de kararlı ve sabırlı olması ilk kural.

Ben hayatım boyunca hiç kuralcı bir insan olamadım, bu anneliğimde de bu şekilde gidiyor. İyi bir şey mi, yoksa kötü mü bilemiyorum ama ben bu şekilde mutluyum 🙂

Belli bir kalıba sokulmuş “annelik” bende pek işlemiyor. Yani o 18-36 ay arasında mutlaka tuvalet eğitimi vermeliyim gibi bir düşüncem hiç olmadı. Biraz zamana bırakarak hareket etmeyi tercih ediyorum ve şanslıyım ki bu tarz eğitimler (uyku eğitimi, emzirmeyi bırakma, tuvalet eğitimi) gözümün korktuğunu bana yaşatmıyor.

Aras’tan aldığım sinyaller, onun hazır olması benimde kararlı oluşum nedeni ile 06.08.2016 Cumartesi günü sabahı bezi hayatımızdan tamamen çıkardık.

Öncesinde aldım karşıma olgun bir insan gibi konuştum. Ona “ artık büyüdüğünü, bez bağlama yaşının geçtiğini, baban, ben ve senin yaşında ki arkadaşların gibi çişini tuvalete yapması gerektiğini kararlı ve sakin bir şekilde anlattım. Çocuğun yaşı kaç olursa olsun bizleri daima anladığına inanan bir anneyim.

Öncesinde zaten hazırlıklıydım. Bol bol alıştırma kilodu ve tuvalet aparatı aldım. Lazımlık kullanmayı tercih etmedim. Alışacaksa direk tuvalete alışması daha doğruydu benim için.

 

İlk gün yarım saatte bir tuvalete götürüp oturtuyor 5-10 dakika bekliyordum. Bu sürede telefondan tuvalet eğitimi hakkında videolar izlettim, sevdiği oyuncakları eline verdim. Hatta peluş oyuncaklarını bile çiş yapıyormuş gibi konuşturdum ki etkisi büyük oldu gerçekten. İlk gün akşama kadar boş boş gidip geldik tuvalete gerçekten çok zor bir süreçmiş dediğim ve hatta bezi yeniden bağlamayı düşündüğüm anlar oldu. Hemen kendimi toplayıp “asla pes etmek yok” dedim. Akşama doğru ilk şırrrrr sesini tuvalette duydum ve o an evde bir bayram havası esti 🙂

potty-training

Kendisi de bu durumu çok sevdi “oleeeey ben çiş yaptım” diyerek evin içinde koşturuyordu 🙂 çok ufak ama sevdiği bir şeyle ödüllendirmeyi ihmal etmedim tabi.

İlk günü bu şekilde devirdik sıra geldi gece ne yapacağım konusuna. Telefonun alarmını 2 saatte bir kur diyenleri dinlemek istemedim. Çünkü ne o nede ben android değiliz! Ben onun artık beni anladığına inandığım için uyumadan önce konuştum. Yeniden artık bez bağlamayacağımı, gece çişin gelince beni çağır ben seni hemen tuvalete götürürüm dedim. “Tamam, anne” dedi ve uyudu. O gece iki kez uyandırdı beni “Annee geel çişim geldi” nidaları ile. Gözümü açar açmaz “aferin sana oğlum yine beni yanıltmadın” dedim. Çişini yapıp geri uyudu. İlk güne göre gece kuru kalması ve sabaha kuru uyunması mükemmel bir şeydi.

İkinci gün sadece iki kere altını ıslattı o zamanda kızmak yerine altına yapmayacağı mesajını verdim ve özür diledi. Çiş kısmını hallettik fakat bugün 4.gün hala kaka yapmadı. Aslında kakasının olduğunu biliyorum ama korktuğu için yapmadığının farkındayım. Çiş konusunda olduğu gibi kaka konusunda da aynı şeyleri söyledim anlattım fakat o kısım biraz zor olacak gibi. Çünkü çocuklar kakayı kendilerinden bir parça hatta bir organ olduğunu düşüyorlarmış. Bu yüzdende yapmak istemeyebiliyorlar.

toilet

Dördüncü gün sonunda artık iyice rahatsız olduğunu hissettiğim için mecburen bez bağlamak zorunda kaldım.  Çocuğum onu bekliyormuş bez takar takmaz yaptı kakasını. Rahatladıktan sonra yeniden konuştum onunla. Karnının ağrımaması için, rahatlaması için kakasını tuvalete yapması gerektiğini anlattım. Ertesi gün kaka sorunu da tuvalette çözülmüş oldu.

 

Biz büyük bir yükü omuzlarımızdan attık. Darısı diğer çocuklar ve annelerin başına 🙂

 

Seval Aksu Demir

Keyifli Okumalar 🙂

MUTLU FİL KİTABEVİ

Standard

İstanbul ‘a  gittiğimde bir kaç yere girdiğimde ailemin yanımda olmasını istediğim bir kaç yer vardı.

Bu yazıda’da size anlatacağım yere girer girmez keşke kızımı’da getirseydim dedim.

Sabahın erken saatleri olmasına rağmen açılmış yerleri tertemiz parke silinmiş,taze kahve kokusu sinmiş bir yerdi.

Snapchat-6220613373580493382[1]İçeri girip dolaşmaya başladım.Kitap dolu raflar her yaşa hitap edecek bölüm bölüm ayrılmıştı.Ebeveynler içinde var tabiki.Kahvemi alıp en son reklamlarında gördüğüm kitabı alıp cam kenarına oturup esen rüzgara kendimi bıraktım.Kitabı okumaya daldım.

Biraz kafamı kaldırınca Sinem hanım’ın beni beklediğini gördüm.Tanışmamızın ardından kendisi beni gezdirmeye başladı girişten sonra bahçeye çıkmadan küçük oyuncakların bulundugu bir bölüm ve kocaman renkli minderle bezenmış bır bahçe vardı.Üst kata çıktıgımızda ise lavabo ve çocuklar için etkinlik oyun odası vardı.Dolapları,minderleri,raflarıyla rengarenk cıvıl cıvıldı.

MUTLU FİL KİTAPEVİ’ydi burası.

Etkinliklerin yapıldığı,atölyelerin olduğu,isterseniz çocugunuz aktivitesini yaparken sizin kahve ve kitap keyfi yapabileceginiz bir yer.Begendiğiniz kitabı yada oyuncağı almanızda mümkün.Bir sonraki etkinliğimizde kızımı ‘da götürecegim kesin şimdi sizlere daha detaylı bir bilgi vereceğim hem kurucularını tanıtıp daha kapsamlı neler yapılıyor anlatmış olacağım .

POKEMONGO 

Standard

Hepinize merhabalar

Yine bir teknoloji haberiyle karşinizdayim. Bugünkü konumuz 

başliktan da anlayacaginiz uzere POKEMONGO… 

1990li yillarda cikmis ve pikachu ve ash ile ozdeslesmis ozellikle cocuklar tarafinda fazlaca benimsenmis bir japon cizgi filmidir. Cocuklar tarafindan bir o kadar benimsenmisti ki bazi haber bultenlerinden hatirladigim kadariyla cizgi film yuzunden intihar eden cocuklar bile vardi. Simdi gelelim konumuza…

Efsanevi cizgi film aradan 20 yil kadar gectikten sonra bir anda tekrar populerligini kazandi ve akilli cihazlarimiza bu sefer bir eglence (oyun) uygulamasi olarak girdi. Henuz 10 gun olmasina ragmen 10 milyar kisi tarafindan kullanildigi tahmin ediliyor. Ancak suan uygulama marketlerinde henuz yer almadi. Yanlizca uygulama tasarimcisinin internet sitesinde ve IOS tabanli markette bazi ayarlarini degistirerek ulasilabiliyor.

Ben de bu cilginliga uyup uygulamayi kullanmaya basladim. Once uygulamayi yaraticinin sitesinden telefonuma indirdim. Uygulamayi yuklerken bir hata ile karsilatim ve telefon ayarlarindan kisa bir islem yaparak duzelttim. Uygulamayi calistirdigimda oncelikle bir karakter olusturmam istendi. Karakterin sac sekli ten rengi pantolon tipi ayakkabi rengi gibi bircok ayricagini tamamladiktan sonra sira geldi oynamaya. Hemen yakinimda bir pokemon (hatirlayanlar vardir skertiel) belirdi ve onu poke topu vasitasiyla yakaladim suan icin yeni baslamama ve surekli oynamamama ragmen 7adet pokemon sahibim. Google haritasini kullanarak beni yonlendiriyor ve surekli olarak yeni hedefler koyuyor. Gecen gun elinde telefonla dolasan cocuklar goruyordum ve ne yapmaya calistiklarini anlamaya calisirken bir anda bende elimde telefon gezip pokemon avlamaya calisan biri gibi olmaya basladim.

Hemen donup uygulama hakkinda internette biraz arastirma yaptigimda dunya uzerinde 10 milyara yakin kisinin ayni anda kendisine bagladigini ve muzelerin onemli binalarin sorumlulari tarafindan “buraya pokemon avlamaya lutfen gelmeyin” anonslari yaptiklarini ve hatta Centralpark’ta onlarca inaanin elinde telefonla dolastigini ogrendim. Hatta facebook uzerinde “5 yildir kavgali oldugum kisinin evinde cok degerli bir pokemon var ama n’apalim gidip ozur dileyip pokemonu alalim.” Dedigini bile okudum.

Su an cok kisa zamandir uygulamayi kullanmama ragmen ilk izlenimlerim sunlar oldu. Uygulama konum ve harita servisini beraberce kullandigi icin surekli olarak sizin etrafinizda donuyor. Bu sebeple de oyundan ayrilamiyorsunuz. Ayrica ben cok baktim fakat uygulamadan ayrilma secenegini halen göremedim. Gorebilen varsa da nasil oldugunu yoruma yazmasini istiyorum. Baska bir izlenimim ise uygulama ucretsiz olmasina ragmen reklam yok ve uygulama ici satin alma mevcut. Ayrica suan sadece koleksiyon yapabiliyoruz ama ilerleyen zamanda gelecek guncellemeler ile savas gibi farkli platformlarin olusturulacagini degerlendiriyorum. Simdilik bu kadar… Ve akliniza getirdigim icin iyi oyunlar…

Mr. SIRI

PAGE CAFE&GALLERY

Standard

İstanbulda…

Tranwayla kadıköy’den çıkıyorum Moda’ya…

Akşamüstü esiyor hafiften…

Moda caddesinde beyaz masaları beyaz şemsiyeleriyle içeri davet ediyor sizi.

Giriyorum içeri.Serin.Önce alışkanlık ya inceliyorum içerisini.Kapıdan girergirmez ben burdayım  diye bağıran kocaman bir kütüphane.İçersinde yok yok her yasta herkesin bulabileceği kitaplar.Önünde upuzun bir masa al seç kitabını okumaya başla diyor adete.

IMG_20160622_114524[1]

İçeriye ilerlerken resimler çarpıyor duvarda gözüme.Tablolar 4 5 adet sonra takı dolu camekan masalar sonra çalışmak için ayrı uzun koltuk sonra…

b699013b34604f8a8f229b0238b6a708

Sanki apayrı yerler her adımda başka dünya başkalarına hitap eden ama herkesi bir arada toplayan bir yer ister dışarıda limonatanı iç moda caddesinden geçenlere bak istersen içeri gir kocaman kitaplıktan seç kitabını istersen resimleri seyret galeride gibi istersen al laptobunu çalış.

Hayranlımı gizleyemeden mutfaktaki beyefendiye işletme sahibini sordum tanışmak hikayesini dinlemek istedim.Benim deyince şaşırdım cafe yapıyordu çünkü.Kasa patronu değildi yıllarca bu sektörde pişmişti işin mutfağından gelmişti.

20160622_123522[1]

Özellikle seçmiş mekanı semti ve konsepti. Belli zamnalarda değişen bir konsepte galeri gibi resim sergiliyor gerek sanatçılar gerek öğrencilerin resimleri oluyor bunlar(para almıyor).

El emeği takı camekanı da öle isteyene satıyor sergiliyor.

Kar değil hep amaç destek olmak öğrenciye üretene.

 

Nesimeşhur deyince kahvesini ve tatlısını sunuyor bana kendi yaptığı.Sunumu da tadı da başka.

20160622_123751[1]

Birde sohbeti sıcakkanlıgı durustluyle on numara beş yıldız bir cafe.

Modaya gittiğinizde gitmeniz gereken yerlerden biri.

İzmir de ilerde açmayı düşünecek olursa talibim.

ÖNİZ ARLAT İŞBİLEN

 

 

Bir kendine iyi bak ne kadar acıtır

Standard

Yazmayacaktım izmire dönene kadar.Dayanamadım.
Düsünmemeye calışmak ne kadar acıtır.Sen ne kadar görmek istemezsen de habire önüne çıkar.Birine anlatırken konu onlara gelir hep.Ekranını seversin farketmeden.Duymaaanda görmesende bilirsin ne yaptıklarını.Aramıyolar seni dediklerinde için burkulur arasınlar istersen.
Konusmaları hep yarim kapatırsın agladıgını görmesinler diye.Bavul gibide olsa cantan oglunun badysini kızının resmink ayırmazsın yanından.
İlk ayrılık.İlk uzaklık.ilk özlem.
Burnumun diregi sızlıyor.Bütün istanbulu verseler tırnaklarının ucu etmez.
Ama anne olmak bazen bunu gerektiyor.
Binlerce anı biriktirdim onlara.Binlerce öpücük borcum var.
Kızımdan önce ben sayıyorum her geceyi kavusmayı.
ÖNİZ ARLAT İSBİLEN

QUANTUM CİHAZI & HOLİSTİK İYİLEŞME ÜZERİNE EFSANEVİ BİR DOKTOR

Standard

Her şeyin başı Sağlık… Gerek fiziksel, gerek zihinsel, gerekse ruhsal sağlığımızda meydana gelebilecek en ufak bir dengesizlik bile bizi yorgun düşürüp, hasta eder. Her ne kadar sağlık denilince fiziksel olarak algılanıyor olsa da insanoğlunun sağlıklı olabilmesi, kaliteli bir hayat sürebilmesi için zihinsel ve ruhsal anlamda da sağlıklı olması gerekir. Zira hepimizin bildiği gibi günümüz koşullarında fiziksel sağlığı korumaktan daha zordur zihinsel anlamda dingin olup, ruhsal anlamda huzurlu hissedebilmek. Kimimiz bütünsel sağlığımızı korumak için meditasyon, yoga, Reiki, NLP …vb spritüel yollar aramakta, arınmanın ve günlük endişeden, gelecek kaygısından, stressten uzaklaşabilmenin çözümünü bulmaya çalışmaktayız. Kimimiz ise, psikolog, psikiyatri kapılarını aşındırmakta ve ilaçlarla uyuşturularak çözüm aramaktayız. Ayrıca ruh dünyamızdaki dengesizlikler ve zihnimizdeki olumsuzluklar bizi fiziksel anlamda da yormakta ve hastalıklara neden olmaktadır. Mucizevi şekilde iyileşen kişilerle konuştuğunuzda öncelikle zihinsel anlamda iyileşeceklerine inandıklarını, psikolojik olarak yılmadıklarını görürüz.

Peki, siz tam anlamıyla sağlıklı olduğunuza inanıyor musunuz?

Eğer yanıtınız “evet” ise ne mutlu size. Ancak yanıtınız “Hayır” ise lütfen aşağıdaki röportajı dikkatle okuyunuz. Çünkü artık hastalıklardan tamamen kurtulmanın, tam anlamıyla iyileşmenin, dingin bir zihin, sağlıklı bir beden ve huzurlu bir ruha kavuşmanın imkanını tanıyan bir teknoloji ve tüm bu söylediklerimi uygulayabilen hekimler var.

Ben yakın zamanda, o hekimlerden biri ile İzmir’deki kliniğinde tanışma fırsatı buldum. Hem almış olduğu eğitim, hem mesleki başarısı hem de uyguladığı yöntemler ve iyileştirdiği güçlü hasta referanslarıyla beni gerçekten çok etkilediğini vurgulamadan edemeyeceğim. Kendisinin İzmir’de olması ve İzmir’lilere hizmet vermek için Alsancak’ta klinik açması gerçekten şehrim adına büyük bir şans.

Holistik İyileşme methodunu uygulayan Değerli A. Murat Balanlı ile yaptığımız röportaja geçmeden önce, kısaca Holistik iyileşmeye bir alıntı ile değinmek istiyorum.

“Holistic” kelimesinin tam olarak Türkçe çevirisini yapmak mümkün değildir; ancak “bütünsel, bütüncül” kelimelerine yakın bir anlamı vardır. 

Holistik sağlık modeli 4 temel ilkeyi baz alır:

  1. Her hastalığın ya da sağlık sorununun mutlaka duygusal ya da zihinsel bir nedeni vardır. Hiçbir hastalık, altında psikosomatik bir neden olmadan ortaya çıkmaz.
  2. İnsanlar aklın, bedenin ve ruhun dairesel etkileşimi altındadırlar. Bu 3 öğe, kişinin sağlık durumunu etkiler.
  3. Hastalıklar kişinin uyum eksikliğinden, adaptasyon sorunundan kaynaklanmaktadır. Kişinin sosyal, davranışsal, psikolojik ve fiziksel dengesinde çeşitli bozukluklara yol açmaktadır.
  4. Hastalık, kişinin kendisini geliştirmesi, sorunlu alanlarını görmesi, bedensel, zihinsel, duygusal ve ruhsal olarak kendisini yenilemesi, şifalandırması için bir şans veya fırsattır.

Holistik yaklaşım, her sağlık sorununa yukarıdaki 4 temel ilkeyi baz alarak bakar. İnsanlar ruhlarını iyileştirmeden, bedenlerini iyileştiremezler. İnsanlar hastalığın zihinsel nedenlerini değiştirmedikleri sürece, hastalıkla ilgili bir iyileşme sağlasalar bile, yeniden başka bir hastalığın ortaya çıkmasına engel olamazlar. Bu nedenle holistik yaklaşımda hastalığın iyileşmesinden çok, hastalığa yol açan nedenin iyileşmesi önemlidir.”

Sayın A.Murat Balanlı okurlarımız için öncelikle kendinizi tanıtır mısınız? A.Murat Balanlı kimdir? Hangi alanlarda çalışmış/çalışmaktadır?

1988 yılında Ege Üniversitesin de tıp eğitimimi tamamladıktan sonra, İç hastalıkları ihtisası yaptım. 2004 yılına kadar oldukça aktif bir şekilde hekimlik yaptıktan sonra 4 yıl süreyle SGK İzmir Sağlık İşleri Bölge müdürlüğünü yürüttüm. Daha sonra Sosyal Güvenlik Kurumu Yönetim Kurulu Üyeliğine atandım. Görev süremin tamamlanmasından sonra İzmir Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Hastane Yöneticiliği yaptım. En son Seferihisar Devlet Hastanesi Başhekimliği görevini sürdürürken emekli olarak muayenehanemde hastalarıma hizmet vermeye başladım.

  • Muayenehanenizde ne tür uygulamalar yapıyorsunuz? Kliniğinizi bizlere tanıtabilir misiniz?

İç Hastalıkları uzmanı olmam nedeniyle, hipertansiyon, şeker hastalığı ve kanser başta olmak üzere pek çok romatolojik hastalıkların alerjik ve immünolojik rahatsızlıkların tedavisini gerçekleştiryorum. Bu tür hastalıkların tam olarak tedavisinin olmadığı ileri sürülebilir. Gerçekte modern tıp yaklaşımı ile elbette bu tür hastalıklarda yalnızca semptoma yönelik müdahelerde bulunulur. Örneğin hipertansiyon nedeniyle gelen bir hastaya verilen ilaçlar ile hastanın kan basıncı düşürülür, peki ya hastalık? Hastalık o kişide ömür boyu devam eder. Keza diğer hastalıklarda da aynı şekilde yalnızca fiziksel belirtilere yönelik çözümler vardır, ancak şifa dediğimiz o hastalıktan tam olarak kurtulmak mümkün olamamaktadır. Zaten tıp endüstrisi tam olarak iyileşmeyi istemez, onların istediği sürekliilaca bağımlı insanların olmasıdır.

Bunlarla birlikte çağımızın en büyük problemlerinden bir tanesi, Obezite’dir.  Obezite bir salgın gibi her geçen gün çoğalmaktadır. İnsanların çoğunlukla görsellik nedeniyle kurtulmak istedikleri bu durum gerçekte çok önemli bir sağlık sorunudur. Obezite olarak görünen kısım, buzdağının suyun üzerindeki bölümüdür. Obezite olarak görünen buzdağının altında şeker hastalığından hipertansiyona, alerjik hastalıklardan kansere kadar çok büyük sorunlar bir dağ gibi oturmaktadır. Bu nedenle obezite,  özellikle hekimler tarafından takip ve tedavisi gerçekleştirilmelidir. Hastaya bir bütün olarak yaklaşılmalı, görsellik ile beraber, sağlık sorunu olarak ele alınmalı ve sonrasında yeniden kilo aldırmayacak olan bir metod uygulanmalıdır.Günümüzde ne yazık ki, insanlar bir süre kilo verdikten sonra yeniden kolaylıkla kilo almaktadırlar.

Zayıflama amacı ile merkezimize gelen hastalarımıza önce tam vücut analizi yapılmaktadır. Bunun ile hastamızın obezitesinin derecesi, vücudun da ödem olup olmadığı, kişinin bazal metabolizma hızı ve kilo vermeyi etkileyecek diğer etkenler araştırılır. Ardından bir takım kan tahlilleri istemek suretiyle kilo almasına neden olabilecek herhangi bir sağlık sorunu varsa teşhis edilmeye çalışılır.

Gerekli olan ön çalışmalar tamamlandıktan sonra, doğru bir yaşam, doğru bir beslenme ve yeme alışkanlıkları anlatılarak, kişiye özel hazırlanmış bir diyet listesi hazırlanır. Hastamız ilk bir ay süreyle her hafta tekrar kontrole istenir. Bu sırada yapılan tekrar vücut analizin de ne kadar kilo verdiği ve bununla birlikte kilonun ne kadarının yağdan, ne kadarının yağ dışı dokulardan verdiği tespit edilir ve yakın izlem ve takip sonucun da hasta istenilen kiloya ulaştırılır.

Kalori kısıtlamasına dayanan diyetler metabolizmanın yavaşlamasına neden olduğu için önermiyoruz. Ayrıca bu tip diyetler “sürdürülebilir” değildir ve kişide tatminsizliğe ve strese neden olur. Doğru diyet yapılmadığı takdirde verilen kilo yağlardan değil kaslardan olur. Daha sonra diyet gevşetildiği an, sonradan alınan gıdalar yağ olarak depolanır. Hedeflenen kilo kaybı kısa sürede başarılsa dahi ciltte sarkma meydana gelir.  Kalori kısıtlamasına dayanan diyetlerde başarı oranı düşüktür ve verilen kilolar genellikle fazlasıyla geri alınır.

Merkezimizde yapılan zayıflama terapilerinde pek çok destekleyici uygulamayı gerçekleştirmekteyiz. İç hastalıkları uzmanı olmamız nedeniyle, zayıflamaya bakış açımız öncelikli olarak sağlıklı bir yaşama kavuşturmaktır. Zira obezite çok önemli bir sağlık sorunudur ve her geçen gün obezite sıklığı beklenenden çok daha hızlı artmaktadır. Modern yaşam tarzının getirdiği problemler beraberinde önemli sağlık sorunlarını karşımıza çıkarmaktadır. Obez olarak tanımlanan ve özellikle karın bel ve basen dediğimiz bölgelerde yağ toplanan hastalarımızdaki en önemli sorun, insülin direncidir. Göbek çevresinin ölçümü ile insülin direncinin boyutu her zaman paralellik göstermektedir.

Yaptığımız tedavinin metodu aslında kişinin neden kilo aldığının altında yatan unsurları ortadan kaldırmaktır. Bu yapılan işlem de sanıldığı gibi günlük alınan kalori ile harcanan kalori arasındaki basit denklemden ibaret değildir. Beslenme alışkanlıklarının günün hangi saatlerin de ve ne sıklıkla alınması gerektiği, yiyeceklerin içeriğinin nasıl olması gerektiği ve ayrıca yiyeceklerin içindeki protein, yağ ve karbonhidratların dışında kalan enzimler, mineraller, probiyotikler ve su gibi unsurların kişiye özel düzenlenmesi oldukça önem arz etmektedir.

Hedef elbette istenilen kiloya ulaşmakla birlikte, daha önemli olan beraberindeki hastalıkların bertaraf edilmesidir. Daha önce de söylediğimiz gibi, obezite buz dağının görünen kısmıdır. Buna neden olan ve altında duran büyük bir dağ kitlesi vardır. Eğer bununla mücadele edilmez ise, daha sonra hasta kaybettiği kiloları yeniden alacak ve sağlık sorunları daha farklı şekilde su yüzüne çıkacaktır. Bu nedenle adını sağlıklı yaşam olarak koyduğumuz merkezimizin öncelikli hedefi kişiyi sağlıklı bir yaşama kavuşturmaktır.

Tedavi sürecinde her aşamada hasta bilgilendirilir, gerektiğinde beslenme içeriğinde ve sıklığında düzenlemeler yapılır. Hastanın kilo vermesine engel olan nedenlerden bir tanesi strestir. Her gün tartıya çıkmak, bu nedenle uygun görmediğimiz bir işlemdir. Zira günlük değişiklikler beklemiyoruz. Bunun için her hafta merkezimize gelen hastayı burada tartıp kendilerinin stres yaşamasını istemiyoruz.

Hedefimize ulaştığımız hastalarımızı sonraki süreçte en az ayda bir kez de olmak üzere merkezimize bekliyoruz.

  • Holistik iyileşme nedir? Türkiye’de yeteri kadar bilinmeyen bu bütünsel tedavi yöntemi hakkında bizlere biraz bilgi verebilir misiniz?

‘’Holistik’’, tümü kapsayan, bütüncül anlamına gelen bir sözcüktür. Tıp sözcüğüyle birlikte kullanıldığında ise, arzulanır düzeyde bir sağlıklılık durumu için, fiziksel, duygusal, sosyal ve manevi boyutların tümünün dikkate alındığı bir modeli tanımlar. Düşünce ve duygularımız, nörolojik sistem ve dolaşım sistemi aracılığıyla bedenimizi doğrudan etkiler. Aynı yolla, bedensel sağlık da beyne gönderdiği sinyallerle duygu ve ruh durumumuzu şekillendirir. Milyarlar ve milyarlarca nörotransmitter, peptid, hormon gibi kimyasal molekül, beyni bedene, bedeni beyne bağlar. Yani, beyin ve beden birbirinden bağımsız çalışan organ ve sistemler değildir. Holistik Tıp bu nedenle, kullandığı metotlarla, tüm sistemi birlikte ele alır.

Hekimlerin yeminini ederek mesleğe başladığı Hipokrat, ‘’İçimizdeki doğal iyileşme gücü, şifa için en önemli kaynaktır’’ der. Holistik hekimin görevi, dışarıdan tedavi edici bir madde vermeden önce, bu iyileşme gücünü harekete geçirmektir.

Tedavide, bilimsel dayanağa sahip ve yan etkisiz geleneksel doğal tedavi modellerine de yer verir. Hastaya zarar vermemek en temel ilkedir. Hastanın eğitilmesi ve tedavi sürecinde sorumluluk alması, holistik tıbbın ana ilkelerindendir.

İnsan yalnızca fizik bedenden ibaret bir varlık değildir. İnsanın fiziki bedeninin yanında, aynı zamanda zihinsel, duygusal ve ruhsal bir bedeni de vardır. Bir kişide fiziksel bedenin de bir rahatsızlık ortaya çıkmış sa, mutlaka bunun altında yatan zihinsel, duygusal ve ruhsal etkenlerin varlığı söz konusudur. Yaşanan her türlü travma insan da bazı hastalıkların oluşmasına yol açar. Yani kendisini fiziksel bedende aşikar hale getirir. Aslında burada hastalığın dilini anlamak çok önemlidir. Eğer o dili anlamaya başlarsak, altta yatan zihinsel ve duygusal problemleri çözme konusunda büyük yol katederiz. İşte Holistik tedavi ya da holistik iyileşme metodu dediğimiz şey de burada yatmaktadır. İnsanı bütünlükten kopararak, çözüm seçenekleri sunan tüm tedavi seçenekleri yetersiz kalmaya mahkumdur.

  • Ozon tedavisi hakkında bilgi verebilir misiniz? Nedir? Kimlere uygulanır? Uygulama alanları nelerdir?

Ozon denilen şey üç oksijen atomundan oluşan bir gazdır. Havadaki oksijen ise iki oksijen atomundan oluşmaktadır. Atmosferdeki ozon tabakası denilen ozonosfer üç değerlikli oksijendir. Ozonun birtakım kimyasal özelliklerinden faydalanmak suretiyle, tıp ta kullanmaktayız. Bunlardan bir tanesi, bakteri, mantar ve virüs öldürücü etkisidir. Avrupa’da sulareın dezenfeksiyonu için ozon kullanılmaktadır. Hiç yan etkisinin ve zararının olmaması ile birlikte, ülkemizde suların dezenfeksiyonu için kullanılan Klora göre3000 kat daha fazla mikrop öldürücü etkisi vardır. Bu neden le yara dezenfeksiyonun da ve yara iyileşmesinde inanılmaz sonuçlar elde edilmektedir. Özellikle Diabetik hastalarda ortaya çıkan başta diabetik ayak olarak isimlendirilen sorun başta olmak üzere, çok iyi sonuçlar alınmaktadır.

Bununla birlikte metabolizma hızını arttırması nedeniyle, obezite tedavisinde çok iyi sonuçlar alınmaktadır. Antioksidan etkileri sayesin de pek çok hastalıkta hem birinci tedavi seçeneği, hem de tamamlayıcı anlamda oldukça geniş bir kullanım alanı vardır. İmmüniteyi arttırması ve bununla birlikte, antimikrobik özellikleri sayesinde tüm enfeksiyon hastalıklarında kullanım alanı bulabilmektedir.

Ozon, farklı şekillerde uygulanabilir. Majorotohemoterapi denilen kan yoluyla yapılan uygulamaların yanında, kas içine enjeksiyonlar, eklem içine enjeksiyonlar, açık yaralara direkt ozon uygulamaları ve rektal yolla uygulamalar gibi pek çok ozon uygulama yöntemi vardır.

Genel anlamda vücudun oksijen kapasitesini artırır, her hücrenin görevini daha iyi yapmasını sağlar.Vücudun kendi kendini iyileştirme mekanizmalarını destekler.

Diabetesmellitus (şeker hastalığı) başta olmak üzere, Romatoidartrit, Fibromiyalji, Dolaşım bozuklukları, Gut hastalığı, Candidiasis, Alzheimer, Parkinson ve demans ta yaygın bir kullanım alanı bulunmaktadır.

Amfizem, KOAH, akut respiratuardistres gibi akciğer hastalıkları, Retinitispigmentosa, katarakt, glokom, yaşa bağlı makülerdejenerasyongibi göz hastalıkları, Hipertansiyon, venöz yetmezlik, periferalarteriyel hastalık, venözstaz gibi damar hastalıkları ozon tedavisinden oldukça fayda sağlanan durumlardır.

Herpessimplex, herpeszoster, AIDS, hepatit A, B, C, humanpapillomavirüs gibi viral hastalıklarda da oldukça yüz güldürücü sonuçlar elde edilmektedir.

Serebralpalsi, Alerjik hastalıklar, Kronik yorgunluk sendromu, Sistemik LupusEritematozusCrohn hastalığı, Enflamatuar bağırsak hastalığı, Avasküler nekroz, İyileşmeyen kronik yaralar, Diyabetik ayak yaraları uyguladığımız ve oldukça başarı elde ettiğimiz hastalıklar arasındadır.

Bununla birlikte, Kanser tedavisinde tamamlayıcı tedavi olarak ozon kullanımı dünyada yaygın olarak tercih edilen tamamlayıcı tıp uygulamalarından bir tanesidir.

      Kuantum cihazından bahsetmiştiniz sizi ziyaret ettiğimde, kuantum cihazı hakkında ayrıntılı bilgi verebilir misiniz? Bu cihaz ile neler yapılabiliyor ve kimlere uyguluyorsunuz?

Dünya da bu konuda en yaygın olarak kullanılan  cihazlardan biri olan SCİO adı verilen kuantum cihazı ile test ve değerlendirme yapılıyor.Kişinin fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal durumunu test edip sonuçlar alınabilmekte ve yine aynı şekilde, tedaviye yönelik girişimler uygulanabilmektedir.Scio sistemi, hastanın bilinçaltındaki bioenerjik bilgileri elde eden, zihinsel, fiziksel, duygusal ve ruhsal seviyelerinin eksiksiz analizini bilgisayar yazılımı kullanılarak yerine getiren  bir sistemdir.

SCIO’nun çalıştığı Biofeedback prensibi, fizyolojik cevabın ölçümü ve bunun kişiye geri verilmesi esasına dayanır.

SCIO cihazı, Rife frekansları, Homeopati, Elektro-akupunktur ve Kuantum fiziğinin harmanlandığı çok hassas bir biofeedback stres azaltma sistemidir.

Bu stres azaltıcı biofeedback cihazı, insanlığın İLACA BAĞIMLI YAŞAMLAR dan ve KRONİK RAHATSIZLIKLAR dan kurtulması için attığı büyük bir adımdır.

SCIO Nasıl Çalışır

SCIO vücudu 12000 farklı frekansta, bir anti-virüs programının bilgisayarı taradığı gibi tarar.

SCIO saniyenin 1/1000’i hızında çalışır ve vücudun bu frekanslara verdiği cevapları alır, normal değerler ile karşılaştırır, yanıtlarını derecelendirir, akut ve kronik dengesizlikleri belirler.

SCIO vücuttaki virüsleri, alerjileri, besinlere hassasiyet ve eksikliklerini, vücudun biyolojik reaksiyonlarını ve titreşimlerini saptayarak ortaya çıkarır.

Bu bilgiler vücudun ihtiyaçları, fonksiyon bozuklukları ve mevcut hasarları hakkında bize bilgi verir. Bu bilgiler standart tıbbi testlerden farklıdır, çünkü bize vücudun enerjetik durumu hakkında bilgi verir. SCIO, virüsler, organ zayıflıkları, alerjiler, anomaliler ve besin hassasiyetleri gibi birçok bilgiyi tarayıp dengesizlikler hakkında detaylı bilgi verir.

Bize değerli vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkür ederim.

ÖNİZ ARLAT İŞBİLEN