Category Archives: Konuk Yazarlar

İştahsız Çocuk mu? Uykusuz Çocuk mu?

Standard

logo

“Bir çoğunuzun en zorlandığı konuların başında geliyor değil mi, uyku ve yemek. Sevgili Gülşah güzel bir konuya değinmiş, teşekkür ederim kendisine. Keyifli okumalar”

Yaklaşık bir 2 yıldır kendime bunu soruyorum. Yesin mi? Uyusun mu? Dip not: İkisi de olsa keşke.

Bu kafa karışıklığımın nedeni 2.çocuğum Ela’nın hala az olan gece uykuları! Her yolu denedim ama bir türlü Ela nın gerektiği kadar uyumasını sağlayamadım.

Oğlum 10 yaşında uykuyu çok sever 6 aylıktan itibaren gece deliksiz uyumaya başlayan bir çocuk ama iştah sıfır. Tüm gün yemek verme ASLA açıktım demez. Ben küçükken babam tarafından sebze yemekleri yemem konusunda çok büyük baskı ve ısrarla büyütüldüm. Bugün 32 yaşındayım ve küçükken yemem için yapılan baskılardan kaynaklı ağzıma yeşillik sürmeyen bir insanım. Gördüğüm anda midem bulanıyor. Bu yüzden yemek konusun da Yağız a asla baskı uygulamıyorum. Ama bir taraftan da gücü kuvveti düşecek hasta olacak diye korkuyorum. Çok şükür bağışıklığı çok iyi. Demek ki yediği kadarı yetiyor.

Ela ise tam tersi. Sofradan herkesden sonra kalkar. Daha sofra toplanmadan “ne yesem ki” der meyveden bir başlar kuru ekmeğe kadar tüm gün boyunca yer. Buna rağmen kg yaşıtlarına göre çok geri. Sebebi yetersiz uyku uyuması! Çocuklar kg nun bir kısmını uyuyarak bir kısmını da besinlerden alıyormuş. (Tüm testler yapıldı çok şükür gelişim sorunu yok.)

İki örnekte elimde mevcut iken, ikisinden de dert yanıyor iken elbet  tercih yapmam mümkün değil.

Şöyle genel profile bakınca evet Yağız iştahsız ama deliksiz uyumayı seven bir çocuk ve bağışıklığı çok iyi kolay kolay hasta da olmaz. Diğer taraftan Ela çok güzel yemeğini yer ayırmaz evet oda kolay kolay hasta olmaz (maşallah diyeyim) ama öğlen uykusu yok,  gece uykusu çok çok az.

Gece 9 dan sonra yani Ela yı uyutma vakti yaklaştığın da nabız atışlarım artıyor kalp krizi geçirecek gibi oluyorum. Korku filmi sahnelerini yaşıyoruz evde.  Saatlerce bitmeyen ağlama krizlerine şahit oluyoruz. Uyku eğitimi kitapları okudum uyguladım da ama yok maalesef her yöntem her çocuğa sökmüyormuş gayet net öğrendik.  Denediğim yöntem detayları nı bloğum dan okuyabilirsiniz de http://www.gulsahonen.com/2015/05/uyku-egitimi-verememek.html
Şaka değil valla gece 2 de yanımıza gelip sabaha kadar aramızda rahatsız olup uyuyamayan evlat rahat etsin diye odasına götürdüğümüz de delirmiş gibi ağlıyor 2 gecedir artık yanımıza almamak için mücadele ediyoruz. Ve sonuç olarak 2 saat ben yatağının başında sandalye tepesinde oturuyorum 2 saat babası oturuyor. Uyudu sanıp parmak ucunda odadan çıkarken her şey en başa dönüyor. Ağlamasını istemediğim içinde bırakıp gitmiyorum azimle sabah erken işe gidecek olmama rağmen tepesinde uykuya dalmasını bekliyorum.

Sabah olunca da biz karı koca üzerimizden tır geçmiş gibi kalkarken küçük hanım bütün gece deliksiz uyumuş gibi daha saat 7 olmadan kalkıyor ve “bak ben yatağımda uyudum” diyor. Ağlanacak halimize gülüyoruz. O yüzden sadece birkaç saat değil sabaha kadar yatağında uyumaya alışması şart.

Tüm bu sebeplerden dolayı iştahsız çocukmu? uykusuz çocukmu? diye sorulsaydı ben kesinlikle iştahsızı seçerdim çünkü azimli anneler oyunla da olsa çocuğun ağzına bir iki lokma sokabiliyor ve açlıktan ölen olmuyor ama uykusuz çocuğa oyunla ya da kandırarak uyutmak mümkün olmuyor ve uykusuzluktan cinnet geçiren ebeveynler olabiliyor  🙂

Anneliğimin ilk zamanlarında uyuyan oğlum varken dert yanan uykusuz annelere bilmiş bilmiş “sorun çocuk da değil sizde, iyi bir uyku eğitimi vermelisiniz” derken uykudan nefret eden bir kızım olacağını hiççç düşünememişim.  Uykusuzluktan dert yanan annelere akıl vermek yerine biraz da olsa anlayamayı tercih etmek sanırım en güzeli. Çünkü her şey karşıdan hesaplandığı gibi gitmiyor maalesef.

Sevgiler,

Gülşah ÖNEN

http://www.gulsahonen.com/

Reklamlar

Herkesin Bir Hikayesi Var Bizimki İse…

Standard

maviningüncesi30 copy

“Konuk yazarım sevgili Aylin Demir bizlere emzik bıraktırma sürecini anlatacak, tavsiye ve önerileriniz bizim için önemli 🙂 “

Merhabalar;

Yazmaya başlamadan önce, sevgili Seval’e, beni bloğuna konuk ettiği için teşekkür etmek istiyorum.

Ben Mavi’nin Güncesi bloğunun sahibesi Aylin. 3 yıllık evliyim ve 20 aylık bir oğlum var. Blogumda da çoğunlukla oğlumla ilgili paylaşımlarda bulunuyorum. Bugün burada sizlere emzik bıraktırma hikayemizden bahsedeceğim. Daha doğrusu bırakma yolunda atılan adımlardan 🙂 Çünkü henüz tam anlamıyla bırakmadı emziği oğlum.

Ben biraz sabırsız ve biraz da bir şey olacaksa hemen olsun sonra değilcilerdenim. O yüzden benim için bir şey ya olacaktır ya olmayacaktır. Genelde ortası yoktur.

Emziği bıraktırmaya da böyle birden karar verdim. Oğlum 20 aylık oldu, 2 yaşına az kaldı ve ben anaokuluna oyun grubuna göndermeyi planlıyorum. Bu yüzden önce emzik sonra da bezi bıraktırırım diye düşünüyordum kendimce. Ama tabi “koca bir birey olan oğlum”, “evdeki hesap çarşıya uymaz anneciğim” dedi 🙂

Ali Baran bütün gün ağzında emzikle dolaşan bir çocuktu. Evde oyun oynarken, televizyon seyrederken, uyurken sürekli ağzında emzik vardı. Dışarıya çıkarken bile ağlardı, çıkarmazdı emziğini. Hatta sırf emziği ağzından çıkmasın diye yemek bile yemiyordu. Konuşmasını bile engelliyordu. Bu durum beni çok sinirlendiriyordu. Bir çaresini bulmalıyım dedim ve emziği bıraktırmaya karar verdim.

İlk başlarda yavaş yavaş bıraktırayım dedim, sadece dışarıda emmemeye alıştırabildim. Baktım olacak gibi değil, artık tamamen ortadan kalksın dedim ve bir anda bütün emzikleri kaldırdım. Gündüz çok sıkıntı olmadı. Emzik istediği zaman dikkatini dağıtıyordum, başka şeyler anlatıyor ve gösteriyordum unutuyordu.

En büyük sorun akşam uykusuna geçmekteydi. Zaten uyku düzeni diye bir şey kalmadı. Gündüz uykuları tamamen kalktı. Akşamları da uyu demiyordum, sırf emzik istemesin diye. Artık saat kaçta nerede uyursa uyuyor alıp yatağa koyuyordum.

Bu şekilde 3 gün 4 gece dayandım 5. Gece uykuya hazırlanırken emziği verdim. Ama verirken de bir anlaşma yaptım onunla. Dedim ki:

  • Ali Baran, anneciğim, kaç gündür emzik emmiyorsun ve alıştın bu şekilde. Ama ben daha rahat uyumam ve dinlenmen için uyuduğun zamanlarda emziğini sana vermeye karar verdim. Ancak sadece uyurken emeceksin, tamam mı?

Ali Baran:

  • Mamam 🙂

Böylece anlaşmış olduk sadece uyurken emziği emme konusunda.

Sonuç: Artık sadece uyurken emzik veriyorum. Bazen istemiyor bile uyurken. İstemezse hiç emzik demiyorum, göstermiyorum da. Emziği gündüz emmediği için yemek düzeni de geri geldi. Artık eskisi gibi yemeğini yiyor. Söylediği kelimeler biraz daha netleşti. Emzik bırakacağız diye bozulan uyku düzeni de geri geldi.

Benim amacım aslında tamamen bıraktırmaktı, ama gördüm ki Ali Baran buna henüz hazır değil. Bazen bazı şeyleri akışına bırakmak lazım, zamanı gelince bırakacaktır nasılsa, öyle değil mi?

Sevgiler

Aylin Demir

mavininguncesi.blogspot.com.tr

Konuk Yazar Selen’in Kaleminden “Bende Anneyim”

Standard

“Selen’le hiç yüz yüze gelemedik ama sosyal medyada konuştuğum nadir insanlardan biri. Ne kadar cana yakın ve sıcak bir insan olduğunu resimlerinden anlayabilmek mümkün. O şuan 50 günlük taze bir anne ve anneliğini kaleme aldı. Kendisine bloguma konuk yazar olduğu için teşekkür eder, Bade’li hayatlarında mutluluk ve sağlık dolu yıllar dilerim”

201412101959

Herkesin kendine göre bir ‘annelik’ kavramı vardır.Kimileri relax, kimileri pipirik, kimileri de benim gibi kendini bir kalıba sokamamış annelerdir.

Ben anneliğe daha çok yeni atandım.Henüz 50 günlük bir kızım var.
Hamileyken bir çok anneyi dinledim tavsiye aldım, bir çok kitap okudum.Şöyle yapmalıyım, böyle olmalıyım dedim. Dedim demesine de hiç birini uygulayamadım. Herkesin anneliği kendineymiş, koyma akılla gemi yürümüyormuş. 🙂
Tek emin olduğum şey; anneliğin hak eden her kadına yakıştığı ve çok özel bir duygu olduğu.
Ben anneliği hak ediyor muyum? Bence ediyorum.Ama buna ilerde kızım karar vermeli diye düşünüyorum.
Büyüdüğü zaman bana sarılıp “iyi ki benim annemsin” dediği günün hayalini kuruyorum.Kim bilir ne paha biçilmez bir duygudur.
Annelikten öğrendiğim şey; büyük konuşmamak oldu.
Şuan anneliğin en keyifli zamanındayım ve yolun en başındayım. Her günün tadını çıkarmaya çalışıyorum.
Hiç bir şey için kendimi şartlamıyorum artık.O gün nasıl ilerliyorsa o akışa uyuyorum.Aman kucağa alışmasın, aman emziğe alışmasın, kendi kendine uyusun gibi dertler edinmedim.
Günlerimizi doya doya geçirmeye çalışıyorum.Ama kendimi de unutmuyorum.Bakımımı aksatmıyorum, eşimle gezmeye gidiyorum.Evdeyken kendime vakit ayırıyorum.Bu sebepledir ki lohusa depresyonu bana uğramadı.
Her şey mükemmeldi de diyemem.Tabi ki alışma sürecimde zorlandığım oldu. Mesela; uykusuz kalmak beni çok sinirlendirmişti.Neyse ki çözümünü buldum.
Bu sürecimde annemin ve eşimin desteğini asla gözardı edemem.
Demem o ki; annesiniz diye kendinizi, eşinizi, sosyal hayatınızı rafa kaldırmayın.Annelik keyif almaktan çok sinir harbine dönüşmesin.
Siz ne kadar mutlu olursanız bebeğiniz de o kadar rahat ve mutlu olur.Ben bu durumu ” önce can, sonra canan ” sözü ile özetliyorum.Son derece doğru bir cümle olduğunu düşünüyorum. Önce siz iyi olmalısınız ki yanınızdakilere ve sevdiklerinize faydanız olabilsin.

Ben Selen Topal. Www.seleninevcilikhayati.com ve www.sosyalanneler.net bloglarinin yazarıyım. Beni bloğuna konuk yazar olarak davet eden Anne Ansiklopedisi’ne ve siz okuyucularına çok çok teşekkür ederim.

Herkese mutlu bir annelik dilerim…

SELEKTİF MUTİZM ( SEÇİCİ KONUŞMAMA)

Standard

image

“Çok bilinmeyen bir konu olsa da, anne babaların dikkat etmesi gereken bir konudur selektif mutizm. Çocuk Gelişimi Uzmanı Emine Ergün bu konuya ışık tutuyor.”

Selektif mutizm, kişinin konuşma becerisi bulunduğu halde konuşmamasıdır. Çocuk konuşacağı kişileri seçer ve sadece onların yanında konuşur.
Mutizm nadir görülen bir problemdir, sıklıkla çocuk yaşlarda özellikle de 4-8 yaşları arasında ortaya çıkar.

Selektif mutizm; çocuğun tanıdığı ev gibi ortamlarda akıcı ve normal konuşmasına rağmen, konuşmasının beklendiği, okul gibi başka sosyal ortamlarda konuşmama durumudur. Suskunluğun şiddeti, yabancılarla konuşmamaktan, toplum içinde hemen her yerde sessiz kalmaya kadar değişebilir. Bu çocukların çoğu yabancı ortamlarda sessiz-sakindirler, ancak bazıları fısıldar veya tek heceli kelimeler kullanabilir.
Bazı ortamlarda konuşmanın yokluğuna rağmen,çocuklar ev ve alışık olduğu ortamlarda akıcı konuşurlar. Sorunun düzeyi eğitimsel başarı ya da sosyal iletişimi engelliyorsa ve bir aydan uzun süredir devam ediyorsa bu tanı konulmalıdır. Yoksa çocukların hemen tümünde yeni girdikleri ortamı yabancılama ve evde olduğu kadar konuşmalara katılmama görülebilir. Ancak normalde ortama alışınca çocuk konuşup yaşıtlarıyla veya büyüklerle ilişki kurmaya sorulanlara yanıt vermeye başlarken, seçici suskunluğu olan çocuklar sessiz kalmaya devam ederler. Eşlik eden diğer belirtiler aşırı utangaçlık, içe çekilme, anne babaya aşırı bağımlılık olabilir.
Çocuğun konuşmayı anlama, anlamlandırma sorunu varsa bu tanı düşünülmemelidir. Ayrıca bu durum kekeleme gibi bir iletişim bozukluğu ya da uygun dil becerileri bilgisinde eksiklik ile daha iyi açıklanıyorsa da seçici konuşmazlık düşünülmez. Başlangıç yaşı genellikle 2-4 yaş olarak belirtilmekte ancak klinik ortamda sıklıkla okul başlangıcından sonraki 2 yıl içerisinde görülmektedir. Kızlarda erkeklerden daha sıktır.
Seçici konuşmamanın nedeni kesin olarak belli değildir. Doğuştan getirilen utangaç mizaçla birlikte çevresel etkilerin ortaya çıkarttığı bir kaygı bozukluğu olarak düşünülebilir. Kaygı bozukluklarına ailesel bir yatkınlık söz konusu olabilir.
Seçici konuşmazlığı olan bazı çocuklar tedavi almadan da ilerleme gösterebilir. Çocuk ne kadar küçükse, konuşmadığı süre ne kadar azsa çocuğun kendiliğinden konuşmaya başlama olasılığı o kadar yüksektir.

Anne Babalara Öneriler
– Anne baba ya da öğretmen böyle bir durumunun farkına vardığında çocuğu konuşmadığı için cezalandırmamalı,
konuşmaya zorlamamalı, kandırmamalı veya konuşması için rüşvet önermemelidir.

– Çocuk psikiyatrisi polikliniklerine başvurup destek almaktır.

– Çocuk için güvenilir ve destekleyici bir ortam oluşturulup, aşamalı olarak, çocuğun hızına uygun beklentiler oluşturulur.

– Tedavi bir ekip çalışmasını gerektirir.

– Çocuk psikiyatrisi uzmanları yanında, öğretmenler, okul danışmanları ve aile tedavide önemlidir.

– Gerekli durumlarda kaygıyı azaltmaya yönelik ilaç tedavisi de kullanılır.

Emine Ergün
Çocuk Gelişimi Uzmanı

http://www.emineergun.com.tr

https://www.facebook.com/CGEUzmaniEmineErgun?fref=ts

https://twitter.com/annebabadanisma

ÇOCUKLAR İÇİN KURAL-SINIR VE ÖDÜL-CEZA YÖNTEMLERİ

Standard

ceza3

Her anne babanın hedefi kurallara uyan, toplum içinde uygun davranışlar sergileyen çocuk yetiştirmektir. Bu nedenle çocuğa uyması için birçok kural konur; ama bu kuralların neden konduğu, kurallara ne şekilde uyulacağı, uyulmazsa karşılaşacağı yaptırımlar çoğunlukla açıkça belirtilmez. Buna rağmen kurala uymayan çocuk cezalandırılır. Çocuk neden dolayı ceza aldığını anlamazsa, ya da bu durum ona açıklanmazsa da cezaya karşı gelir ve davranış problemleri sergilemeye başlar.
İşte tüm bu yanlış anlamaları ortadan kaldırmak adına, çocuğa kural koyarken dikkat etmemiz gereken bazı noktalar vardır.
Uygulanacak kural aile bireyleri tarafından ortak belirlenmelidir.

Anne, baba ve diğer aile bireyleri kural koyma ve uygulama konusunda tutarlı olmalıdır.
Belirlenen kurala öncelikle kuralı koyan kişi uymalıdır. Örneğin çocuğa yatmadan önce dişlerini fırçalamasını söyleyen bir anne, bunu kendisi yapmıyorsa, çocuğun bu davranışı sergilemesi beklenemez. Çünkü çocuklar çoğunlukla model alarak öğrenirler.

Kurallara uyma düzenine göre verilecek ödüller titizlikle belirlenmelidir. Yapılan her olumlu davranıştan sonra ödül vermek, verilen ödülün değerini azaltır. Alkışlama, aferin deme, saçını okşama gibi sosyal ödüllerin sıkça verilmesinde bir sakınca yoktur. Ancak; yemeğe götürme, oyuncak alma gibi maddi ödüller sık sık verilmemeli, çocuğun bu ödülleri alması için zaman konulmalıdır. Örneğin bir hafta boyunca akşam yemeğinde sofraya oturup yemek yiyen bir çocuğu, hafta sonu yemeğe götürerek ödüllendirmek doğrudur; ama her akşam yemekten sonra ona çikolata vermek doğru değildir.

ceza

Ödül gibi cezalar da çok önemlidir. Uygun bir ödüllendirme modeli geliştirmiş bir aile, aslında cezaya pek ihtiyaç duymaz. Zaten mümkün olduğunca ceza kullanılmamalıdır. Yanlış yöntemlerle kullanılan cezanın olumsuz etkileri çocuktan uzun süre silinmez.

İlla ceza kullanılacaksa, cezanın sınırları iyi belirlenmelidir. Bir yasaklar tablosu oluşturulmalı, bu yasaklara uyulmadığı taktirde verilecek cezalar açıkça belirtilmeli ve uygulanmalıdır. Anne kendi verdiği cezayı affetmemeli, ya da annenin verdiği ceza baba tarafında kaldırılmamalıdır.

Çocuğa verilen cezalarda adaletli olmak da çok önemlidir. Çocuk yaptığı hatalı davranışın çok çok üstünde bir ceza ile karşılaşırsa hem adalet duygusu sarsılır hem de anne babasına karşı öfkesi artar.

Çocuğun davranışlarını sebepsizce sınırlamak da doğru değildir. Bu, özellikle küçük çocuklarda gözlenen bir durumdur. 1-3 yaş arasındaki çocuklar çevreyi keşfetme çabası içinde oldukları için, her şeye bakmak, her yere gitmek isterler. Genelde anne babalarda onların her yaptıklarına hayır yapma, alma, gitme gibi tepkiler verip, onları durdurmaya çalışırlar. Ama çoğu zaman bu çabaları işe yaramaz.

Hem anne baba hem de çocuk için yıpratıcı olan bu süreci yaşamak yerine, yaşı ne olursa olsun çocuğa yapmaması gereken davranışın nedenleri ve sonuçları açıklanmalıdır. Örneğin; ısrarla ocakta kaynayan tencereye bakmak isteyen çocuğu nedensiz olarak ocaktan uzaklaştırmak yerine, anne çocuğu kucağına alıp pişen yemeği göstermeli, böylece merakını gidermelidir. Ayrıca bunu kendi başına yapmaması gerektiğini özellikle vurgulamalı, her merak ettiğinde kendisinin ona yardımcı olacağını söyleyerek ona güven vermelidir.

Anne babalar çocuklarına özellikle sosyal davranışlar ile ilgili kural koyarlar. Birinden bir şey aldıklarında teşekkür etmeleri, yemekten sonra eline sağlık demeleri sıkı sıkı tembihlenir. Ama bazen anne babalar sıkıca tembihledikleri bu kurallara kendileri uymazlar. Çocuklar çok iyi gözlemcidir. Kendisine konulan kurala anne babasının uymadığını gören çocuk, hem bu kurala hem de bundan sonra konulacak diğer kurallara uymayacaktır. Kurallar sadece çocuklar için değil, anne babalar için de geçerli olmalıdır.

Kuralların sayısı ve içeriği de doğru belirlenmelidir. Kurallı aile olmak adına çocuk çok sıkılmamalıdır. Kuralsızlık kadar fazla kural koymak da doğru değildir.

Çocuğa konulan kurallar konusunda diğer aile bireyleri de bilgilendirilmelidir. Bu konuda özellikle büyük anne ve büyük babalar ile çatışmalar yaşanmaktadır. Bu çatışmaları en aza indirmek adına aile büyüklerine kurallar, ödül ve cezalar ile ilgili bilgi verilmeli; anne babalar ile tutarlı davranmaları konusunda uyarılmalıdır. Aksi halde çocuklar her bireye göre faklı davranış geliştirecek, onların tutum ve davranışlarını kendi lehlerine kullanacaklardır.

Bu durum ilerde çocuğun okul yaşantısını da olumsuz etkileyebilir. Evde farklı, okulda farklı davranışlar sergileyebilir, okul kurallarına uymakta zorlandığı için uyum ve davranış problemleri oluşabilir.

Şunun altını önemle çizmek gerekir. Kurallar sadece çocuklar için geçerli değildir. Aile içinde kural belirlemek ve uygulamak demokratik bir süreç olmalı, herkes için eşit ölçülerde uygulanmalıdır.
Sınırları doğru belirlendiği taktirde, çocukların da kural koymasına ve koyduğu kuralları denetlemesine fırsat verilmelidir. Bu, çocuğun sosyal gelişimi, kişilik ve öz güven gelişimi için oldukça önemlidir.

Emine Ergün

Çocuk Gelişimi Uzmanı

http://www.emineergun.com.tr

https://www.facebook.com/CGEUzmaniEmineErgun?fref=ts

Çocuk Gelişimi Uzmanı Emine Ergün’den 2 Yaş Sendromu ve Özellikleri

Standard

anne_ve_babalar_bu_sendroma_dikkat13920230310_h1125998

2 YAŞ SENDROMU VE ÖZELLİKLERİ

Çocuklar dünyaya geldikleri ilk andan itibaren anne baba bakımına muhtaçtırlar. Temel ihtiyaçları anne babaları ya da bakıcıları tarafından karşılanır. Genel gelişim özellikleri gereği bağımsız iş yapabilme ve kendini ifade edebilme becerisi kazanana kadar devam eden bu süreçte ciddi sorunlar yaşanmaz.

Ancak 2 yaş dönemi bu anlamda bir dönüm noktası niteliğindedir. Çünkü 2 yaşına gelmiş olan çocuk artık pek çok alanda kendini özgür hissediyor ve bu özgürlüğünü de sonuna kadar kullanmak istiyordur. İşte bu noktada çocuğu bu talebi ile anne babaların tepkileri çakışır ve “2 yaş sendromu” denilen dönem ortaya çıkar.

Aslında her çocuk 2 yaş sendromu yaşar diye bir kural yoktur. Her çocuk bu gelişimsel dönemden geçer fakat kimi çocuk bunu hafif şiddetli atlatır, kimi çocuk da sendrom niteliğinde atlatır. Bunun en büyük sebebi de anne baba tutumlarıdır.

Anne babaların bu dönemde çocuklarla girdikleri güç mücadelesi ve inatlaşma çocukların bu dönemi şiddetli geçirmesinin en önemli etkenlerinden biridir.

2 yaş sendromunda çocukta şu özellikler vardır:

  • Çocuk her şeyi ister ama aslında hiçbirşeyi de istemez
  • Genellikle anne babasının tersi düşünceyi savunur
  • Ağlama krizleri vardır
  • İsteklerini ağlayarak ifade eder
  • Her şeyi kendisi yapmak ister, yardım kabul etmez
  • Yaşıtlarıyla da pek anlaşamaz
  • Evde ve ev dışı ortamlarda uyumsuz davranışlar sergiler
  • Vurma, ısırma gibi davranışlar sergileyebilir
  • Kural ve sınır tanımaz
  • inatçıdırlar

Anne babalara öneriler:

  • Bu davranışların gelişimsel bir dönemden kaynaklandığını bilerek sakin ve sabırlı olmaya çalışın
  • Davranışlarınızda tutarlı olun, bugün izin verdiğiniz şeye yarın izin vermemeniz çocuğunuzu öfkelendirecek ve olumsuz davranışları artacaktır.
  • Anne baba olarak da birbiriniz ile tutarlı olun
  • Çocuğunuzdan beklentileriniz üst düzey olmasın, o daha bir çocuk
  • Uymasını istediğiniz kuralların sınırlarını ona siz çizin, kendiliğinden sizin istediğiniz gibi davranmasını beklemeyin, ona model olun
  • Çocuğunuzun inadını inat ile çözmezsiniz. Bu sadece işleri çıkmaza sürükler ve aranızdaki iletişim ve ilişki zarar görür
  • Çocuğunuzu başkaları ile kıyaslamayın
  • Ona davranışları için yaptırım uygularken adaletli olun. Yaptığı davranıştan daha büyük bir ceza vermeyin
  • Vurma, ısırma gibi davranışlarına karşılık olarak gülmeyin ya da siz de ona vurmayın. Bu, davranışın pekişmesine sebep olur.
  • Çocuğunuzla konuşun. Çocuklar dünyaya geldikleri ilk andan itibaren bizi duyar ve anlarlar. Ondan ne beklediğinizi, ne istediğinizi, olumsuz davranışlarını neden onaylamadığınız, doğruyu yanlışı anlatın.

Emine Ergün

Çocuk Gelişimi Uzmanı

http://www.emineergun.com.tr

https://www.facebook.com/CGEUzmaniEmineErgun?fref=ts

Emine Ergün’den Gecikmiş Konuşma Problemi

Standard

Merhaba sevgili anneler ve anne adayları.

Bundan böyle Çocuk Gelişimi Uzmanı Emine Ergün’ün yazılarına sık sık yer vereceğim. Benimle birlikte bu yolda yürüdüğü için kendisine çok teşekkür ederim. Daha önce kreş ile ilgili yazısına yer verdiğim Emine Ergün’ün bugünkü yazısı ben dahil olmak üzere bir çok anne-babanın kaygılandığı konu olan çocuklarda konuşma gecikmesi olacak. Keyifli okumalar.

images

Gecikmiş Konuşma

Anne ve babalar için çocuk sahibi olmanın en güzel ve özel taraflarından biri de onların konuşmaya başlaması ve ilk kelimelerini söylemesidir. İlk olarak anne mi baba mı diyecek diye iddialara bile girilir.

Konuşması bu kadar sabırsızlıkla beklenen çocuğun bir türlü konuşmamamsı ise anne baba için kaygı verici bir durumdur. Günümüzde oldukça sık rastlar olduğumuz bu durum “Gecikmiş Konuşma” olarak adlandırılmaktadır.

Bazı çocuklar yaşıtlarına kıyasla daha geç konuşmaya başlayabiliyor. Bu, her zaman konuşma bozukluğu sorunu veya ciddi bir sorun olduğu anlamına gelmiyor. Ancak, onu iyi gözlemlemeli ve ciddi sorun olasılığını düşündüren durum fark edildiğinde de hemen bir uzmana başvurulmalı

Gecikmiş konuşma probleminin bazı sebepleri vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz.

  • Çocukta var olan bir gelişim problemi ( otizm, öğrenme güçlüğü vb)
  • Genetik yatkınlık
  • İşitme problemi
  • Görme problemi
  • Uyaran eksikliği
  • İletişim azlığı
  • Fazla televizyon izleme (özellikle klipler ve reklamlar)
  • Epilepsi gibi nörolojik hastalıklar
  • Sık sık havale geçirme

Konuşma gecikmesi olan çocuklarda eğer eşlik eden başka bulgular da varsa o zaman farklı bir gelişimsel problemden söz edilebilir. Bu bulgular şunlar olabilir:

  • Konuşma problemine ek olarak öğrenme problemi de varsa
  • Anlaşılmaz sesler çıkarıyorsa
  • Çevresine karşı isteksiz ve ilgisizse
  • Yeni ortam ve durumlara uyum sağlamakta güçlük çekiyorsa
  • Yalnız kalmayı tercih ediyorsa
  • İsteklerini öfkeli davranışlarla anlatmaya çalışıyorsa
  • Göz kontağı kurmuyorsa
  • İsmi ile seslenildiğinde tepki vermiyorsa bu çocukta sadece gecikmiş konuşma problemi değil, gelişimsel bir sorun da olduğu düşünülebilir

Böyle bir durumda bir uzman desteği alınıp çocuğun gelişimsel taraması yapılmalı, gerek görülürse özel eğitim ya da konuşma terapisi süreci başlatılmalı. Her konuda olduğu gibi bu konuda da erken tanı ve erken müdahale çok önemlidir.

Anne babalara öneriler

  • Çocuğunuza sevgi ve ilgi gösterin, sık sık konuşun onunla.
  • Ona hitap ederken tane tane ve anlaşılır konuşun.
  • Ona sık sık soru sorup konuşması için fırsat yaratın
  • Çocuğunuz bazı sözcükleri akıcı söyleyemediğinde sabırlı davranın, onu zorlamayın
  • Daha ilk hece ve sesleri çıkartmaya başladığında, söylediği sesleri ona tekrarlatın.
  • Onu mümkün olduğunca çok sosyal ortamlara sokun, fazla kendi başına kalmasına izin vermeyin.
  • Mümkün olduğunca yaşıtlarıyla oyun oynamasını sağlayın.
  • Kreş yaşantısı onun için çok faydalı olacaktır.
  • Bir nesneyi eline aldığında, baktığında onunla ilgili ona bir şeyler anlatın.
  • Nasıl olsa konuşur deyip 4-5 yaşına kadar beklemeyin
  • Özellikle 0-3 yaş döneminde mümkün olduğunca televizyon izletmeyin. Eğer bebek ya da çocuk kanalı izliyorsa, gördükleri hakkında açıklama yapın.
  • Görüntü geçişinin çok fazla olduğu klip yayını yapan kanalları izletmeyin
  • Onun işaretle gösterip de istediklerini hemen yerine getirmek yerine konuşarak yönlendirin, anlatmasını sağlayın.
  • Ona kitap okuyun, masal anlatın,şarkı söyleyin.
  • Size bir şey söylediğinde karşılık verin.
  • Onunla yaratıcı oyunlar oynayın.

Emine Ergün

Çocuk Gelişimi Uzmanı
Aile Danışmanı

www.emineergun.com.tr

https://www.facebook.com/CGEUzmaniEmineErgun?fref=ts

Emine Ergün’ün diğer yazısına ulaşmak için linki tıklamanız yeterli:   

 

Çocuk Gelişimi Uzmanı Emine Ergün’ün Kaleminden “Kreş’in Çocuk ve Aile için Önemi”

Standard

 

 

Photo© Gareth Davies.07774899744.gareth@gdaviesphoto.com.www.gdaviesphoto.com

Kreşe başlamak hem çocuk için hem de anne baba için önemli bir deneyimdir. Kreş çocuğun ilk okul deneyimi ve evden ilk uzun süreli uzaklaşmasıdır. Anne baba için ise içinde mutluluk, üzüntü, vicdan azabı gibi birçok farklı duyguyu içeren bir olaydır.

Anne babalar ve büyük ebeveynler çocukların doğumu ile birlikte onlarla yakından ilgilenirler. Çocukların beslenme, barınma, yamak yeme, sağlık ihtiyaçlarını karşılarlar, onlara hoş vakit geçirmek için ellerinden geleni yaparlar.

Süreç içerisinde büyüyen çocuk artık sadece temel ihtiyaçlarının karşılanmasından hoşlanmaz. Bu çocuğa yetmez. Akranları ile birlikte olmaya, bir grubun üyesi olmaya, grupla birlikte toplumsal kuralları öğrenmeye ihtiyacı vardır artık çocuğun.

İşte kreş yaşantısı bu noktada önem kazanır. 3 yaşını doldurmuş olan çocukların, onlara evde bakabilecek bir ebeveyn olmasına rağmen kreşe gitmeleri faydalıdır.

Kreşin çocuk gelişimindeki faydalarını şöyle sıralayabiliriz:

  • Çocuğun sosyalleşmesini sağlar
  • Tüm gelişim alanlarını destekler
  • Akranlarını ve öğretmenlerini model alarak yaşından beklenen davranışları sergilemesini sağlar
  • Grubun bir üyesi olmasını sağlar
  • Grupla birlikte sosyal kurallara uyarak hareket etmesini sağlar
  • Bağımsız olarak yemek yeme, tuvalet vb ihtiyaçlarını karşılamayı sağlar
  • Kendine olan özgüven ve özsaygısının gelişmesini sağlar
  • Akademik olarak edinmesi gereken bilgi ve becerileri öğrenmesini sağlar
  • Paylaşma, yardımlaşma, işbirliği gibi pro-sosyal davranışların gelişmesini sağlar
  • Başkalarının da haklarına saygı duymayı öğrenir

Çocuklar yapı itibariyle yeni olay ve durumlara biz yetişkinlere göre daha kolay alışırlar. Kreşe başlama sürecinde eğer anne baba kaygılıysa çocuk da bu kaygıdan etkilenecek ve gitmek istemeyecektir.

Anne babalar için en önemli nokta şudur ki, çocuğunuzu kreşe göndermek demek onu tanımadığınız bir yere terk etmek demek değildir. Bu vicdan azabı duyulacak bir konu değildir.

Ebette ki her çocuk kreşe başlama sürecinde bir uyum sürecinden geçer. Kimi çocuk kreşe çok rahat başlar ama bir süre sonra “Gitmek istemiyorum” sendromu yaşanır. Kimi çocuk da bu “Gitmek istemiyorum” sendromunu başta yaşar ama bir süre sonra bu aşılır.

Bu süreçte anne babalar sabırlı ve kararlı olursa, çocuklarında olumlu bir okul algısı oluşturursa, kaygılı değil rahat tavırlar sergileyip bu süreci çocuk için normalleştirirse her şey herkes için daha kolay olacaktır.

Herkese sevgiler…

Emine Ergün

Çocuk Gelişimi Uzmanı

 

EMİNE ERGÜN RESİM

Emine Ergün Kimdir?

1979 Mardin doğumluyum. 2003 yılında Hacettepe Üniversitesi Çocuk Gelişimi ve Eğitimi bölümünden mezun oldum. Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde eğitimci ve eğitim koordinatörlüğü görevlerinde bulundum. Halen çocuk psikolojisi, gelişim ve gebelik danışmanlığı, konuşma terapisi konularında danışmanlık hizmetleri vermekteyim.Uzmanlık alanlarım içinde yer alan konularda farklı kurum ve kuruluşlarda eğitimler de verdim.Ayrıca kreş ve anaokulu danışmanlığı da yapmaktayım.

 

 

 

 

www.emineergun.com.tr

https://www.facebook.com/CGEUzmaniEmineErgun?fref=ts