Tag Archives: türkiye

Şekersiz Hayat Oh Ne Rahat

Standard

c466e96c-a10b-4459-a42f-8917688e46b8

 

Ciddi söylüyorum bunca zamandır kendime eziyet etmişim şekerli çay, kahve tüketerek!

Ben asla şekersiz çay/kahve içemem derdim hep meğer içe bilirmişim… 2. denememde çıkardım hayatımdan şekeri. İlk denemem başarısız oldu anladım ki birden kesmek gerekiyormuş. 2 şekerli içiyordum çayı önce teke düşürdüm sonra yarıma, haydiiii gerisin geriye iki şekere döndüm. Sonra dedim ki “şekersiz hayata merhaba” diyeceğim…

Kafada bitirdiğim gün şekersiz içmeye başladım çayı. İlk bir hafta sadece kahvaltıda çay içebildim yanında bir şeyler yerken pek fark etmedim, çayı sade tüketmem iki haftayı buldu.

Zaten hali hazırda mide rahatsızlığım mevcuttu, şekeri hayatımdan çıkardığım günden bu yana midemde ne bir ağrı nede bir şişkinlik oluyor çok şükür.

Demek ki yediğimiz içtiğimiz her şey sağlığımıza etki ediyor. Kafanızda bitirin o zaman bitiyor, denemesi bedava 🙂

Yaklaşık 2,5 ay olacak şeker kullanmayalı ve gerçekten çok rahatım. Hem kilo vermeme yardımcı oldu, hem midem eskiye göre daha hafif ve rahat, hemde gerçekten çay içtiğimi şimdi daha iyi anlıyorum. Bu tabire şeker kullanmayan çevremden duyunca sinir olurdum ama cidden doğruymuş 🙂

Şekersiz hayat oh ne rahat, herkese tavsiye ederim 🙂

 

Sevgiler

Seval Aksu Demir

anneansiklopedisi.wordpress.com

Konumuz: Tuvalet Eğitimi!

Standard

 

u_09-06-2015-174452tuvalet-egitimi

4 senelik annelik hayatımda belki de en gözümde büyüttüğüm konudur tuvalet alışkanlığı kazandırmak.  Fakat anladım ki çocuk hazır olmadığı ve istemediği sürece siz ne kadar çabalarsanız çabalayın bazı şeyleri alıştıramıyorsunuz. Tabii bu konuda annenin de kararlı ve sabırlı olması ilk kural.

Ben hayatım boyunca hiç kuralcı bir insan olamadım, bu anneliğimde de bu şekilde gidiyor. İyi bir şey mi, yoksa kötü mü bilemiyorum ama ben bu şekilde mutluyum 🙂

Belli bir kalıba sokulmuş “annelik” bende pek işlemiyor. Yani o 18-36 ay arasında mutlaka tuvalet eğitimi vermeliyim gibi bir düşüncem hiç olmadı. Biraz zamana bırakarak hareket etmeyi tercih ediyorum ve şanslıyım ki bu tarz eğitimler (uyku eğitimi, emzirmeyi bırakma, tuvalet eğitimi) gözümün korktuğunu bana yaşatmıyor.

Aras’tan aldığım sinyaller, onun hazır olması benimde kararlı oluşum nedeni ile 06.08.2016 Cumartesi günü sabahı bezi hayatımızdan tamamen çıkardık.

Öncesinde aldım karşıma olgun bir insan gibi konuştum. Ona “ artık büyüdüğünü, bez bağlama yaşının geçtiğini, baban, ben ve senin yaşında ki arkadaşların gibi çişini tuvalete yapması gerektiğini kararlı ve sakin bir şekilde anlattım. Çocuğun yaşı kaç olursa olsun bizleri daima anladığına inanan bir anneyim.

Öncesinde zaten hazırlıklıydım. Bol bol alıştırma kilodu ve tuvalet aparatı aldım. Lazımlık kullanmayı tercih etmedim. Alışacaksa direk tuvalete alışması daha doğruydu benim için.

 

İlk gün yarım saatte bir tuvalete götürüp oturtuyor 5-10 dakika bekliyordum. Bu sürede telefondan tuvalet eğitimi hakkında videolar izlettim, sevdiği oyuncakları eline verdim. Hatta peluş oyuncaklarını bile çiş yapıyormuş gibi konuşturdum ki etkisi büyük oldu gerçekten. İlk gün akşama kadar boş boş gidip geldik tuvalete gerçekten çok zor bir süreçmiş dediğim ve hatta bezi yeniden bağlamayı düşündüğüm anlar oldu. Hemen kendimi toplayıp “asla pes etmek yok” dedim. Akşama doğru ilk şırrrrr sesini tuvalette duydum ve o an evde bir bayram havası esti 🙂

potty-training

Kendisi de bu durumu çok sevdi “oleeeey ben çiş yaptım” diyerek evin içinde koşturuyordu 🙂 çok ufak ama sevdiği bir şeyle ödüllendirmeyi ihmal etmedim tabi.

İlk günü bu şekilde devirdik sıra geldi gece ne yapacağım konusuna. Telefonun alarmını 2 saatte bir kur diyenleri dinlemek istemedim. Çünkü ne o nede ben android değiliz! Ben onun artık beni anladığına inandığım için uyumadan önce konuştum. Yeniden artık bez bağlamayacağımı, gece çişin gelince beni çağır ben seni hemen tuvalete götürürüm dedim. “Tamam, anne” dedi ve uyudu. O gece iki kez uyandırdı beni “Annee geel çişim geldi” nidaları ile. Gözümü açar açmaz “aferin sana oğlum yine beni yanıltmadın” dedim. Çişini yapıp geri uyudu. İlk güne göre gece kuru kalması ve sabaha kuru uyunması mükemmel bir şeydi.

İkinci gün sadece iki kere altını ıslattı o zamanda kızmak yerine altına yapmayacağı mesajını verdim ve özür diledi. Çiş kısmını hallettik fakat bugün 4.gün hala kaka yapmadı. Aslında kakasının olduğunu biliyorum ama korktuğu için yapmadığının farkındayım. Çiş konusunda olduğu gibi kaka konusunda da aynı şeyleri söyledim anlattım fakat o kısım biraz zor olacak gibi. Çünkü çocuklar kakayı kendilerinden bir parça hatta bir organ olduğunu düşüyorlarmış. Bu yüzdende yapmak istemeyebiliyorlar.

toilet

Dördüncü gün sonunda artık iyice rahatsız olduğunu hissettiğim için mecburen bez bağlamak zorunda kaldım.  Çocuğum onu bekliyormuş bez takar takmaz yaptı kakasını. Rahatladıktan sonra yeniden konuştum onunla. Karnının ağrımaması için, rahatlaması için kakasını tuvalete yapması gerektiğini anlattım. Ertesi gün kaka sorunu da tuvalette çözülmüş oldu.

 

Biz büyük bir yükü omuzlarımızdan attık. Darısı diğer çocuklar ve annelerin başına 🙂

 

Seval Aksu Demir

Keyifli Okumalar 🙂

Annelik ve Vicdan

Standard

1_1

Annem hep derdi ki; “anne olunca anlarsın” anladım…

Aras’ın okula başladığı şu 6 aydır vicdanımı sürekli masaya yatırır oldum. Okula başladığı o ilk günlerde ki ağlayışı aklıma geldikçe yüreğim sızlıyor. Acaba doğru mu yaptım, yanlış mı yaptım?

Onun iyiliği içinse evet doğru bir karar aldık ve okula yazdırdık. Ama o annelik içgüdüsüne sorunca ben kendimi hep suçlu hissediyorum. Benim iş hayatına geri dönecek olmam nedeniyle uzmanların uygun gördüğü yaştan daha erken başlamak zorunda kaldı ve ben o oryantasyon sürecinde onun yanında olamadım. Öğretmenlerin demesi ilk 10 gün yanında 1-2 saat kalmak gerekiyormuş ama hemen iş başı yapacağım için ilk gün sadece 1 saat kalabildim ve sonrasında götürüp hemen bırakıyordum. O an ki duygularımı anlatmaya kelimelerim yetmez emin olun 😦 Belki ondan çok ağlıyordum buda kesin!

Okula başlayalı 6 ay oldu hala bazen kendimi suçlu hissediyorum. Özellikle sabahın o kör saatinde tatlı uykusundan zar zor uyandırdığım zamanlarda. “Aras hadi kalk annecim okula gidiyoruz” dediğim anda ki o isyan halinin videosunu çekeceğim bir gün işte o zaman bana hak vereceksiniz.

Eminim bu duyguları yaşayan ilk ve tek anne ben değilim, biliyorum sonda olmayacağım. Ve biliyorum o hayatımda olduğu sürece onunla ilgili daha çok vicdan yaptığım anlar olacak.

Anne olmak bir o kadar güzelken, bir o kadar da altından kalkması zor bir durummuş bunu da annemin dediği gibi “Anne olunca anladım”

Sevgiler

Seval Aksu Demir

Uyku Eğitimi’nden Sonra

Standard

image

Sizlere daha önce Aras’a verdiğim uyku eğitimi ve memeden kesme sürecimizi paylaşmıştım. Yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

En çok zorlanacağım konuların başında memeden kesme ve uyku eğitimi geliyordu. Ama uygun zamanı kollayıp kararlılıkla bir yerden başlayınca korkumun çok yersiz olduğunu anladım.

Aras uyku eğitiminden önce gece 00:30 civarı ayakta sallanarak uyuyor, hala meme emdiği için geceleri en az üç kere uyanıyor ve sabahları da (öğlende diyebiliriz) 11:00’da uyanıyordu. Biz bu durumdan oldukça rahatsızdık fakat cesaret edip eğitim vermeyi hep erteliyorduk. Aslında evliliğimiz ve sosyalleşmemiz için bunun çok gerekli olduğunu unutmuşuz.

Uyku eğitiminden sonra artık Aras gece 21.00 en geç 22.00’da uyumuş oluyor. Deliksiz uyuyor ve sabah 08:00’da uyanıyor.

Aras’ın erken uyumasıyla eşimle daha kaliteli zaman geçirebiliyoruz. Film izleyip sohbet etme fırsatımız oluyor. Memeyide bırakınca gönül rahatlığıyla anneannesine bırakıp biz sosyal yaşama ayak uydurabiliyoruz.

Çocuklarımız bizim herşeyimiz bu asla değişmez kural, fakat anne-babaların da özgür ve sosyal olmaya ihtiyaçları var. Hem kendi psikolojimiz için hemde çocuğumuzla daha güzel vakit geçirebilmek için annelerin kendine zaman ayırması gerektiğini düşünüyorum.

Öncesi ve sonrası diye karşılaştırma yaptığımda bunca zaman bu eğitimi vermemiş olduğum için kızıyorum kendime. Şuan oda bende sabahları daha zinde ve mutlu uyanıyoruz, birlikte kahvaltı yapıp hava güzelse dışarı çıkıyoruz, değilse evde çeşitli aktiviteler yapıp çok güzel zamanlar geçiriyoruz. Geceleri erkenden uyuyunca kendime ve eşime ayıracak bolca vaktim oluyor.

Dilerim bu deneyimim birçok anneye ışık olur…

Mutlu anneler mutlu bebekler 🙂

Sevgiler

ÇOCUKLAR İÇİN KURAL-SINIR VE ÖDÜL-CEZA YÖNTEMLERİ

Standard

ceza3

Her anne babanın hedefi kurallara uyan, toplum içinde uygun davranışlar sergileyen çocuk yetiştirmektir. Bu nedenle çocuğa uyması için birçok kural konur; ama bu kuralların neden konduğu, kurallara ne şekilde uyulacağı, uyulmazsa karşılaşacağı yaptırımlar çoğunlukla açıkça belirtilmez. Buna rağmen kurala uymayan çocuk cezalandırılır. Çocuk neden dolayı ceza aldığını anlamazsa, ya da bu durum ona açıklanmazsa da cezaya karşı gelir ve davranış problemleri sergilemeye başlar.
İşte tüm bu yanlış anlamaları ortadan kaldırmak adına, çocuğa kural koyarken dikkat etmemiz gereken bazı noktalar vardır.
Uygulanacak kural aile bireyleri tarafından ortak belirlenmelidir.

Anne, baba ve diğer aile bireyleri kural koyma ve uygulama konusunda tutarlı olmalıdır.
Belirlenen kurala öncelikle kuralı koyan kişi uymalıdır. Örneğin çocuğa yatmadan önce dişlerini fırçalamasını söyleyen bir anne, bunu kendisi yapmıyorsa, çocuğun bu davranışı sergilemesi beklenemez. Çünkü çocuklar çoğunlukla model alarak öğrenirler.

Kurallara uyma düzenine göre verilecek ödüller titizlikle belirlenmelidir. Yapılan her olumlu davranıştan sonra ödül vermek, verilen ödülün değerini azaltır. Alkışlama, aferin deme, saçını okşama gibi sosyal ödüllerin sıkça verilmesinde bir sakınca yoktur. Ancak; yemeğe götürme, oyuncak alma gibi maddi ödüller sık sık verilmemeli, çocuğun bu ödülleri alması için zaman konulmalıdır. Örneğin bir hafta boyunca akşam yemeğinde sofraya oturup yemek yiyen bir çocuğu, hafta sonu yemeğe götürerek ödüllendirmek doğrudur; ama her akşam yemekten sonra ona çikolata vermek doğru değildir.

ceza

Ödül gibi cezalar da çok önemlidir. Uygun bir ödüllendirme modeli geliştirmiş bir aile, aslında cezaya pek ihtiyaç duymaz. Zaten mümkün olduğunca ceza kullanılmamalıdır. Yanlış yöntemlerle kullanılan cezanın olumsuz etkileri çocuktan uzun süre silinmez.

İlla ceza kullanılacaksa, cezanın sınırları iyi belirlenmelidir. Bir yasaklar tablosu oluşturulmalı, bu yasaklara uyulmadığı taktirde verilecek cezalar açıkça belirtilmeli ve uygulanmalıdır. Anne kendi verdiği cezayı affetmemeli, ya da annenin verdiği ceza baba tarafında kaldırılmamalıdır.

Çocuğa verilen cezalarda adaletli olmak da çok önemlidir. Çocuk yaptığı hatalı davranışın çok çok üstünde bir ceza ile karşılaşırsa hem adalet duygusu sarsılır hem de anne babasına karşı öfkesi artar.

Çocuğun davranışlarını sebepsizce sınırlamak da doğru değildir. Bu, özellikle küçük çocuklarda gözlenen bir durumdur. 1-3 yaş arasındaki çocuklar çevreyi keşfetme çabası içinde oldukları için, her şeye bakmak, her yere gitmek isterler. Genelde anne babalarda onların her yaptıklarına hayır yapma, alma, gitme gibi tepkiler verip, onları durdurmaya çalışırlar. Ama çoğu zaman bu çabaları işe yaramaz.

Hem anne baba hem de çocuk için yıpratıcı olan bu süreci yaşamak yerine, yaşı ne olursa olsun çocuğa yapmaması gereken davranışın nedenleri ve sonuçları açıklanmalıdır. Örneğin; ısrarla ocakta kaynayan tencereye bakmak isteyen çocuğu nedensiz olarak ocaktan uzaklaştırmak yerine, anne çocuğu kucağına alıp pişen yemeği göstermeli, böylece merakını gidermelidir. Ayrıca bunu kendi başına yapmaması gerektiğini özellikle vurgulamalı, her merak ettiğinde kendisinin ona yardımcı olacağını söyleyerek ona güven vermelidir.

Anne babalar çocuklarına özellikle sosyal davranışlar ile ilgili kural koyarlar. Birinden bir şey aldıklarında teşekkür etmeleri, yemekten sonra eline sağlık demeleri sıkı sıkı tembihlenir. Ama bazen anne babalar sıkıca tembihledikleri bu kurallara kendileri uymazlar. Çocuklar çok iyi gözlemcidir. Kendisine konulan kurala anne babasının uymadığını gören çocuk, hem bu kurala hem de bundan sonra konulacak diğer kurallara uymayacaktır. Kurallar sadece çocuklar için değil, anne babalar için de geçerli olmalıdır.

Kuralların sayısı ve içeriği de doğru belirlenmelidir. Kurallı aile olmak adına çocuk çok sıkılmamalıdır. Kuralsızlık kadar fazla kural koymak da doğru değildir.

Çocuğa konulan kurallar konusunda diğer aile bireyleri de bilgilendirilmelidir. Bu konuda özellikle büyük anne ve büyük babalar ile çatışmalar yaşanmaktadır. Bu çatışmaları en aza indirmek adına aile büyüklerine kurallar, ödül ve cezalar ile ilgili bilgi verilmeli; anne babalar ile tutarlı davranmaları konusunda uyarılmalıdır. Aksi halde çocuklar her bireye göre faklı davranış geliştirecek, onların tutum ve davranışlarını kendi lehlerine kullanacaklardır.

Bu durum ilerde çocuğun okul yaşantısını da olumsuz etkileyebilir. Evde farklı, okulda farklı davranışlar sergileyebilir, okul kurallarına uymakta zorlandığı için uyum ve davranış problemleri oluşabilir.

Şunun altını önemle çizmek gerekir. Kurallar sadece çocuklar için geçerli değildir. Aile içinde kural belirlemek ve uygulamak demokratik bir süreç olmalı, herkes için eşit ölçülerde uygulanmalıdır.
Sınırları doğru belirlendiği taktirde, çocukların da kural koymasına ve koyduğu kuralları denetlemesine fırsat verilmelidir. Bu, çocuğun sosyal gelişimi, kişilik ve öz güven gelişimi için oldukça önemlidir.

Emine Ergün

Çocuk Gelişimi Uzmanı

http://www.emineergun.com.tr

https://www.facebook.com/CGEUzmaniEmineErgun?fref=ts

Çocuk Gelişimi Uzmanı Emine Ergün’den 2 Yaş Sendromu ve Özellikleri

Standard

anne_ve_babalar_bu_sendroma_dikkat13920230310_h1125998

2 YAŞ SENDROMU VE ÖZELLİKLERİ

Çocuklar dünyaya geldikleri ilk andan itibaren anne baba bakımına muhtaçtırlar. Temel ihtiyaçları anne babaları ya da bakıcıları tarafından karşılanır. Genel gelişim özellikleri gereği bağımsız iş yapabilme ve kendini ifade edebilme becerisi kazanana kadar devam eden bu süreçte ciddi sorunlar yaşanmaz.

Ancak 2 yaş dönemi bu anlamda bir dönüm noktası niteliğindedir. Çünkü 2 yaşına gelmiş olan çocuk artık pek çok alanda kendini özgür hissediyor ve bu özgürlüğünü de sonuna kadar kullanmak istiyordur. İşte bu noktada çocuğu bu talebi ile anne babaların tepkileri çakışır ve “2 yaş sendromu” denilen dönem ortaya çıkar.

Aslında her çocuk 2 yaş sendromu yaşar diye bir kural yoktur. Her çocuk bu gelişimsel dönemden geçer fakat kimi çocuk bunu hafif şiddetli atlatır, kimi çocuk da sendrom niteliğinde atlatır. Bunun en büyük sebebi de anne baba tutumlarıdır.

Anne babaların bu dönemde çocuklarla girdikleri güç mücadelesi ve inatlaşma çocukların bu dönemi şiddetli geçirmesinin en önemli etkenlerinden biridir.

2 yaş sendromunda çocukta şu özellikler vardır:

  • Çocuk her şeyi ister ama aslında hiçbirşeyi de istemez
  • Genellikle anne babasının tersi düşünceyi savunur
  • Ağlama krizleri vardır
  • İsteklerini ağlayarak ifade eder
  • Her şeyi kendisi yapmak ister, yardım kabul etmez
  • Yaşıtlarıyla da pek anlaşamaz
  • Evde ve ev dışı ortamlarda uyumsuz davranışlar sergiler
  • Vurma, ısırma gibi davranışlar sergileyebilir
  • Kural ve sınır tanımaz
  • inatçıdırlar

Anne babalara öneriler:

  • Bu davranışların gelişimsel bir dönemden kaynaklandığını bilerek sakin ve sabırlı olmaya çalışın
  • Davranışlarınızda tutarlı olun, bugün izin verdiğiniz şeye yarın izin vermemeniz çocuğunuzu öfkelendirecek ve olumsuz davranışları artacaktır.
  • Anne baba olarak da birbiriniz ile tutarlı olun
  • Çocuğunuzdan beklentileriniz üst düzey olmasın, o daha bir çocuk
  • Uymasını istediğiniz kuralların sınırlarını ona siz çizin, kendiliğinden sizin istediğiniz gibi davranmasını beklemeyin, ona model olun
  • Çocuğunuzun inadını inat ile çözmezsiniz. Bu sadece işleri çıkmaza sürükler ve aranızdaki iletişim ve ilişki zarar görür
  • Çocuğunuzu başkaları ile kıyaslamayın
  • Ona davranışları için yaptırım uygularken adaletli olun. Yaptığı davranıştan daha büyük bir ceza vermeyin
  • Vurma, ısırma gibi davranışlarına karşılık olarak gülmeyin ya da siz de ona vurmayın. Bu, davranışın pekişmesine sebep olur.
  • Çocuğunuzla konuşun. Çocuklar dünyaya geldikleri ilk andan itibaren bizi duyar ve anlarlar. Ondan ne beklediğinizi, ne istediğinizi, olumsuz davranışlarını neden onaylamadığınız, doğruyu yanlışı anlatın.

Emine Ergün

Çocuk Gelişimi Uzmanı

http://www.emineergun.com.tr

https://www.facebook.com/CGEUzmaniEmineErgun?fref=ts

Aras’ın Pedagog Kontrolü

Standard

IMG-20140918-WA0012

Uzun zamandır evimizde Aras’ın huysuzluğu baş roldeydi. Artık hem ben hemde o işin içinden çıkamaz olmuştuk. Bende tahammül kalmamıştı ve bir gün ailemizle toplandığımız gün sinir krizi geçirmemle artık bir uzmana görünmekte fayda olabileceğine karar verip hemen bir psikiyatr araştırmasıyla çocuk ve ergen psikoloğu Esra Bulanık’a randevu alıp gittik.

Detaylı bir şekilde sohbetimizi size anlatmak istiyorum;

Doktorun önünde iki sayfalık bir kağıt vardı. Öncelikle  Aras’ın adını, yaşını, doğum şeklini sordu. Daha sonra benim ve eşimin yaşlarımızı, öğrenim durumumuzu, mesleğimizi sorup ailemizde ve Aras’ta herhangi bir hastalık olup olmadığını sordu. Notları alınca şikayetimizin ne olduğunu sordu ve anlattık. Açıkçası ilk gittiğimde kafamdaki soru işaretleri yanıtlarını bulmadı, yani pek bir sonuç alamadık. Esra hanım bizi perşembe günü (18 Eylül 2014) pedagog gözetiminde “Denver Testi” denilen diğer adı gelişim testine yönlendirdi. Ve şunu söyleyebilirim ki, bu Denver Testini her anne babanın çocuklarına mutlaka yaptırması gerekiyor.

denver

İki gün bekledikten sonra Çocuk Gelişimi Uzmanı Buket Akın’a doğru yola koyulduk. Araştırdığımız kadarıyla nasıl bir test ile karşı karşıya kalacağımızı biliyorduk. Yine sorularla başladık konuşmaya. “Şikayetiniz nedir?” diye sordu ve huysuzluğunu anlattım doktora, oda “Aras’ın kaç aylık olduğunu” sordu ve “normal” dedi.

Kısaca bana sorduğu sorular şu yönde oldu;

Kullandığı kelimeleri, Ce ee oyununu biliyor mu?, Siz ev işi yaptığınızda sizi taklit ediyor mu?, Seslendiğinizde bakıyor mu? Vs. gibi. Daha sonra küçük bir çanta çıkartıp Aras’a “sandalyeye yanıma oturur musun?” dedi ve Aras’ta oturdu. Kare şeklinde ve değişik renklerde küpler çıkardı ve Aras’tan üst üste dizmesini istedi düzgün bir şekilde üst üste koydu ve babasıyla hayretle izledik çünkü, biz bu tarz sorular sorduğumuzda canı istemedikçe yapmıyor. Daha sonra çantadan bardak çıkardı ve küpleri içine atmasını söyledi onuda eksiksiz yaptı. Ufak bir şişe ve bir adet siyah kuru üzümü şişenin içine atıp Aras’tan üzümü çıkarmasını istedi onuda yaptı. Ufak bir et bebek çıkartıp Aras’tan bebeğin burnunu ve gözünü göstermesini istedi ve Aras orada tıkandı yapamadı. Tenis topuyla oynadılar. Zıpladılar ve kovalamaca oynadılar. Tek sorunumuz bebekteki duyu organlarını gösterememesi oldu. Çığlık atmasının sebebi konuşup derdini anlatamadığı için o şekilde ifade ediyor kendini dedi ve onunla sürekli oyun oynamamız gerektiğini söyledi.

IMG-20140918-WA0023

IMG-20140918-WA0022

Birkaç tavsiyede bulundu; yere örtü serip ufak kaplar ve kaşıkla bulgur,nohut gibi şeyleri bir kaptan bir kaba aktarma oyunu oynayabileceğimizi söyledi. Veya yine bir kaba su doldurup kaşıkla diğer kaba su aktarabilirsiniz gibi örnekler verdi.
Tam gün kreş için henüz erken olsa da yarım gün oyun gruplarına gönderebileceğimizi ve eğer okula adapte olup severek gidiyorsa 2,5 yaşında tam güne çıkarabileceğimizi söyledi. Her şeyden önemlisi televizyonu hayatımızdan çıkarmamız gerektiğini söyledi, bu çocuklarda konuşma geriliği, sosyalleşememe ve algı eksikliğine yol açıyormuş. Test bitiminde dosyamıza sonucu ekleyip 3 ay sonra tekrar görüşüp gözlemleyelim dedi ve ayrıldık.

Gerçekten bunca zaman boşuna beklemiş ve sinir krizlerine girmişim. Çok şükür Aras’ta ciddi bir sorun yok sadece biraz fazla ilgi bekliyor. Gereken bütün ilgiyi vermeye hazırız. Tüm anne babanın mutlaka gitmesi gerektiğini düşünüyorum. Huysuz çocuklara nasıl yaklaşmak gerektiği hakkında çok faydalı bilgiler veriyorlar. Biz artık televizyonu hayatımızdan yemek saatleri dışında çıkardık. Onun yerine bol bol vakit geçiriyoruz ve parka gidiyoruz. Bu aralar parmağıyla bazı nesneleri gösteriyor ve bende en ince ayrıntısına kadar ne olduklarını anlatıyorum. Hastane dönüşünün ertesinde bay bay yapmayı bile öğrendi 🙂

Çocuğum konuşamıyor, geç öğreniyor gibi şeylere takılmayın sevgili anneler, her çocuğun kendine özgü bir kapasitesi ve algılama gücü vardır. Veya ailenizden birinde genetik bir huyda olabilir. Eğer ayına göre belli hareketler yapmıyor, sesler çıkartamıyor ve kelimeler söylemiyorsa o zaman ciddiye alıp bir uzmana danışmakta fayda var.  Azıcık sabır ve bir uzman yardımıyla bunun üstesinden gelmek çok basit.

Sağlıklı ve mutlu günler…

Sevgiler

Ebru’nun Doğum Hikayesi

Standard

SONY DSC

Sosyal Medyada kurulan dostluklara inanmaz kimisi, daha önceden bende inanmazdım ta ki bu işe girene kadar! Ebru çok kısa sürede benim dostum gibi oldu. O doğuma girerken bende onunla birlikte korktum, heyecanlandım. Dört gözle Eymen’ imizi  bekledik ve oda çok sağlıklı bir şekilde dünyaya ”Merhaba” dedi… Allah’ımdan tek temennim annesine babasına, vatanına milletine hayırlı evlat olması. Ailesiyle birlikte sağlıklı uzun yıllar dilerim… 

 

 

 

Hamilelik hikayem biraz sürpriz dolu başladı benim için . Evliliğimizin 1 yılında eşimle bebek yapmaya karar verdik ve ben korunmayı bıraktım. Bildiğim kadarı ile korunmayı bıraktıktan sonra yaklaşık 3 ile 5 ay arasında hamile kalınabilirdi. Öyle ki genelde duyumlarım o yöndeydi . Ta  ki bir sonraki ay adetim gecikene kadar ! Ben kendimde bir hastalık olduğu şüphesine kapılmıştım aklımda hamilelik yoktu ! Test yaptım arkadaşımın zoruyla ve … Çığlık atıp ağlayarak eşime haberi verdim , garibim arabanın altında kalıyormuş hamile olduğumu duyduğunda 🙂 Ve bu şekilde kıymetlim le yolculuğumuz başladı . Rutin hamilelik problemleri dışında pek sorun yaşamadım Allah’a şükür . Gayet eğlenceli hareketli bir hamilelik geçirdim başlarda hatta mide bulantısı vs sorunlarım bile öyle çok uzun sürmedi . 4.ayımızda cinsiyetimizi öğrendik tabi ki en başından beri içime doğduğu gibi bir oğluşumuz olacaktı 🙂 Bir gece rüyamda sabaha kadar oğlumu Eymen diye sevdim ve ismini Eymen koymaya karar verdik böylece. 7.aylarımda yavaş yavaş ağırlaşmaya başladım doktorum fazla kilo almamdan şikayetçiydi . Ama elimde olan bir şey değildi çok zayıf (47 kilo ) hamile kaldığım için istemsiz bir şekilde kilo alıyordum . Doktorum laf söylese de benim umurumda değildi aldığım kilolar toplamda 19 kilo aldım 🙂 Her muayene kavga dövüş geçiyordu doktorumla ama Eymen büyüdükçe kilo aldıkça ben kendimi hiç umursamıyordum yeter ki Eymen büyüsün kilo alsın sağlıklı olsun diye.. Tabi bir anda alınan bu kilolar beni zorlamaya başladı ve son 2 ayımı evde geçirmek zorunda kaldım yalancı sancılar baş gösterdi 8 ayda .. Acillik olmaya başladım kasılma ve sancılar yüzünden ve tam anlamıyla eve kapandım son 1,5 ayım yatarak geçti denebilir.. Sancılarım ve kasılmalarım yüzünden gece uykularım haram oldu üstüne birde çatlakların acıları eklenince resmen hamileliğin hiç bitmeyeceğini düşünmeye başlamıştım.. Hamilelik alerji siymiş sonradan öğrendim , Son 3 haftam uyuz gibi kaşınmakla geçti her yanım yara oldu artık bu kaşıntılar yüzünden hiç evden çıkamıyordum çünkü karnımda ki çatlaklar kaşıntıdan kanamaya başlamıştı .. Artık sürekli ağlıyor ve dua ediyordum bitsin bu dönem diye.. Doktor randevularımız sıklaşmaya başladı her gidişim ayrı heyecandı.. Yakındı artık ona kavuşmaya .. Ama bir sorun vardı ! Annecik doğumdan korkuyordu ! Herkes normal diye tutturmuş ama kimse benim fikrimi sormamıştı ! Herkese göre normal doğuracaktım ! Peki ya ben ne istiyordum ? Normale hazır mıydım yada sezeryana ? Pardon bu çocuğu ben doğuracağım size ne nasıl doğuracağımdan diyordum içimden 🙂 çok biliyorsanız siz doğurun ile devam ediyordum 😀 derken zaman geçti doktor Nisan ilk haftası en geç geliyor paşamız dedi . Elim ayağım titriyordu ve resmen doğurmak istemiyordum artık ! Son  randevum da doktorumla uzun uzun konuştuk ve ben panik atak olduğum için ( genel ) sezeryana karar verdik ! İyi güzel de muayeneden çıktığımda kendimi aptal gibi etrafa bakarken bulmuştum çünkü 2 gün sonraya randevu almıştım 🙂 28 Mart’ta biriciğim gelecekti ! Oh sonunda diyordum ama bu kadar erkene hazır değildim ! Koşarak eve geldim ailemi aradım yanıma çağırdım (ailem İzmir’de yaşadıkları için) ! Hazırlıklar tamam mıydı? Hastane çantası süsler şekerler ev en önemlisi BEN ! O 2 gün bana ölüm gibiydi özellikle son gece sürekli ağladım gizli gizli .. Artık içimdeki son saatleriydi oğlumun.. Ertesi gün kucağımda olacaktı , peki ya koruyabilecek miydim? onu doğduğunda ? Bakabilecek miydim ? Ya bakamazsam ? Ya doyuramaz sam onu ? Bütün gece yarı sırıtık yarı ağlamaklı bir yüz ifadesi ile donuk bir şekilde oturdum evde ! Gece geç saat oldu ve benim yine sancı saatim başladı Eymen’in saati vardı her gece 12 ile 3 arası sancı yüzünden ağlatırdı beni .. Yine geldi o saatler , ama o gece çok farklıydı bu kez ağlamadım acıdan.. O sancı soktukça gülümsedim .. Ve öyle uyuyakaldım .. Sabaha karşı 5 gibi uyandım heyecandan uyuyamıyordum çünkü 07:30 da hastanede olmam gerekiyordu ! O saate kadar evin içinde gezindim durdum ! Hastane çantalarını kontrol ettim 10 kez karnımı sevdim sürekli ve ağladım .. Saat 06:30 oldu herkesi uyandırdım ben hazırdım .. Saçımı düzleştirdim makyajımı yaptım giyindim .. Oturdum herkesin koşturmasını izledim evin içinde.. Saat 07:00 oldu gitmeliydik artık 
Arabaya bindik hastaneye gittik yatışım yapıldı falan odamda bir heyecan koşturma panik.. Ben oturmuş kocama bakıyorum saf saf 😀 Bakışmamız yarım kaldı zaten hemşire NST’ ye bağladı beni ve doğumhaneye gitme zamanı geldi.. Beni hazırladılar yatırdılar tam , ben ne olduğunu anlamadım arkama baktığımda annem ablam ağlıyordu .. Eyvah gidiyorum ! Dedim içimden .. Hasta bakıcım eşi gelsin dedi .. Asansöre giderken eşimin koştuğunu gördüm , ağlıyordum ben .. Elimden tuttu sakinleştirmeye çalışıyordu beni ..  Ama ne mümkün ! Hıçkırarak ağlıyordum hasta bakıcılar benimle dalga geçti :)) eşim öylede böylede doğacak bu çocuk Ebru neden ağlıyorsun içinde mi kalacak çocuk dediğinde herkes kahkaha attı ben daha çok ağladım 😀 derken ameliyathanenin kapısında fotoğrafçımız bir kaç poz verdirdi fotoğraflarımızı çekti ( sanki çok poz verecek haldeyim ya ben ! ) eşim elimi bıraktığı an büyük bir boşluğa düşmüş gibi hissettim kendimi .. O anı bir daha asla yaşamak istemem ! İçeriye girdiğimde buz gibiydi içerisi beni yatırdılar doktorum içeride birileriyle muhabbet ediyordu . İçimden doktora kızıyordum adamdaki rahatlığa bak diye 🙂 sanırım çatacak yer arıyordum o an 😀 etrafımda kimse kalmayınca ben yine başladım ağlamaya o an doktorum gördü ağladığımı koşarak geldi ve kucakladı kaldırdı beni fotoğrafçıya bizi Çek diye bağırdı ve o halde bir sürü fotoğrafımız var maalesef ki :)) ve o an geldi .. Serumum takıldı yapılması gereken her şey yapıldı ve Hocam hazırız … O an elim ayağım titredi korkudan sağ tarafa baktığımda narkozu enjekte ettiklerini gördüm ve … 
Uyandığımda sorduğum ilk şey EYMEN’İm nerede … Ebru … 3.740 gram doğdu Ebru .. Ebru kolay ayıldı ama …  Duyduklarım bunlardı .. O arada fotoğrafçı fotoğraflarımızı çekmiş odama çıkmışım uyandığımda biriciğim yanımdaydı .. O mis kokusu ile gül yüzü ile artık kollarım daydı .. O an çektiğim onca acı saydığım günler hepsi için değdi be dedim .. İşte bu her şeye değer .. Bu arada Eymen bize sürpriz yapmış biz 3400 beklerken 3740 gram doğmuştu 🙂 işte şimdi o sancıların nedenini anlıyordum :)) O gece biraz zordu benim için yabancıydım çünkü emzirmek bebek hepsi bir garipti emzirirken şekilden şekle giriyordum :)) derken 2 gün sonra taburca olduk artık evimizdeydik .. Her şey daha güzeldi artık hayat renkliydi … Şimdi 15 günlük olduk bile .. Kocaman bir ağabey oldu oğlum .. 
Allah’ım tüm bekleyenlere yaşatsın bu duyguyu korkmak anlamsızmış bunu anladım ben hamilelik döneminizi yaşaya bildiğiniz kadar keyifli eğlenceli hale getirin korkuları bir kenara bırakın doya doya alışveriş yapın bebeğinize ve onunla sürekli konuşun ayrıca bol bol fotoğraf çekin ileride sürekli eski koca göbekli halinize bakarken yakalayacaksınız kendinizi çünkü 🙂 hepinize güzel doğumlar olsun inşallah …

 

 

Ebru Eryorulmaz

 

IMG-20140411-WA0003

SONY DSC

 

 

SONY DSC

Kız Annesi Olmak

Standard

78755_yeni_dogan_bebek_kutlama_mesajlariDaha önce ki yazımda erkek annesi olmanın yanlarını yazmıştım. Şimdiki konumuz ise kız annesi olmak. Ben henüz bir kız evlada sahip değilim o yüzden bir deneyimim yok. Alternatif Anne’nin konuk yazarının kaleminden okuyacağız kız annesi olmanın yanlarını…

Alternatif  Anne’nin Konuk Yazarından Kız Annesi Olmak

– Anne olmak zor, bir çocuk yetiştirmek zor, ama kız annesi olmak daha zor. Hayır, hayır, çoğu kişinin düşündüğü gibi kız çocuğunun namusuna sahip çıkmak, adı çıkmasın diye onu sakınmak yüzünden değil.

-Birincisi kız çocuk büyürken, önce annesine hayran olur, ergenlik döneminde ise onu birinci düşmanı ilan eder, artık anne-kız arasında bir sidik yarışı başlamıştır, anne aslında hiçbir şey bilmiyordur, kız ise dünyalar yaratacak kadar her şeyi biliyordur, işte anne bu durumda dengeyi kurmak zorundadır, yoksa ergenlik tam bir savaş alanı haline dönüşüverir.

– Anne bir dişi olarak hayattaki yerini sağlam tutmalıdır ki kızına örnek olabilsin. Oturması, kalkması, yerinde davranması, sinirlenmesi, tepkileri, olayları çözmesi, organize olması, hayatın ve evin düzeni… her şeyiyle kızına örnek olur. Bu ne demektir? Kız çocuğunun ilerideki yaşamında hayatı ne kadar kolay ya da zor karşılayacağı ve yaşayacağı ile doğrudan orantı.

– Annenin bağımlılık potansiyelinin sevgiyle karıştırılması hayattaki en büyük handikaplardan biridir, kızını sevdiği için koruduğunu sanan, ama içinde aslında bağımlılık zincirleriyle kızını kendisine bağlamış olan anne, kızın geleceği için zehirli bir sarmaşıktır. 35 yaşına gelmiş kızının evlenme potansiyelleri karşısında sürekli hastalanarak, kızını eve bağlamaya çalışan anneden, 60 yaşına geldiği halde annesinden ve annesinin arkadaşlarından başka arkadaşı olmayan, annesinin yanında hala minik kız çocuğu gibi olan, hiçbir zaman anne olamamış bir kadına kadar türlü örnekler var çevremde.

– Kız annesi olmanın en zor yanı, aslında evlilik oyununu düzgün oynamak zorunda olmaktır, çünkü kadın olmak içinde şeytaniliği, manipülasyonu da barındırır, bunlar aslında hayatın tadı tuzu küçük oyunlardır, ama bazen evliliği ayakta tutar, bazen de yıkarlar. Bir annenin babayla olan ilişkisi kızın ilerideki kadın-erkek ilişkileri için temeli oluşturur. Annesi babası tarafından dayak yiyen bir kız çocuğu ileride erkek arkadaşının ya da eşinin kendisini dövmesini normal karşılayabilir, çünkü çocukluğunda gördüğü ve normal olarak beynine kaydedilen görüntü budur, bunu dönüştürmek mümkündür, ama güç ve cesaret ister.

– Kızının büyüdüğünü kabul etmek zordur bir anne için. Kız çocuğunun regl olması, artık geri dönülmez büyüme aşamasını gösterir ve kabullenmek zaman alır. Başkalarının kızları için normal karşılanılan bu durum, annenin kendi kızının başına gelince bambaşka bir hale bürünür, hele de annenin regl dönemi sancılı geçiyorsa, aynı acıları kızının yaşayacağını düşünmek bile insanı anında üzmeye yeter. Ve artık kızın bedenindeki değişikliklerin erkeklerin gözünde farklı bir yere konabileceği düşüncesi… artık sokakta yürürken, sadece vitrinlere değil, kızına bakan gençlerin ve yaşıtı erkek çocukların bakışları da izlenir olur.

– Sadece anne için değil, kız çocuk için de zorluklar vardır, anne giden gençliğini kızının bedeninde seyrederken, bir şeyleri kanıtlama çabasında kızıyla yarışa girebilir, giyim tarzı, gidilen yerler, programlar bir anda gençleşebilir, tabii artık botoks, vs sayesinde bu eskiye oranla çok daha kolay oluyor, bir o kadar da daha komik aslında.

– Velhasıl kelam zor şey kız annesi olmak, güçlü olmak gerekli, dengeli olmak gerekli, tutarlı olmak gerekli.

 

Aras’a hamileyken hep bir kızım olsun diye dua ederdim. Artık kendimi öyle kaptırmıştım ki adı bile hazırdı ”Defne”… Cinsiyetini öğrenmeye gittik ben hep kendimden emin bir şekilde ‘kız olacak’ diyordum, doktorum ”bu bebek erkek” deyince ağladım ne yalan söyleyeyim 🙂 Oğlum doğdu ve ben iyi ki dedim, iyi ki oğlum olmuş. Şuan tam 14 aylık ve peşimde ‘anne anne’ diye geziniyor ve o her ”anne” deyişinde içim titriyor. İyi ki doğurmuşum seni canım oğlum…

İyi ki erkek annesiyim, ilerde kız annesi olmak dileğiyle 😉

Sevgiler

Kaynak: http://alternatifanne.com/kz-annesi-olmak-2/

Alternatif Annenin Tüm Yazılarına Bu Linkten Ulaşabilirsiniz: http://alternatifanne.com/

Twitter: https://twitter.com/AlternatifAnne

Facebook: https://www.facebook.com/pages/Alternatif-Anne/145758435460616

Erkek Annesi Olmak

Standard

11750733_1624355927832392_1259104393420357536_n

Evlat sahibi olmak hayatta başınıza gelebilecek en güzel şey… Oğlum olmadan önce çocuk sesine tahammül edemeyeceğimi düşünürken oğlumun yeri gelip üstüme çiiş yaptığına, yüzüme kustuğuna, elime kaka yaptığına çok kez şahid oldum 🙂
Bunları çekinmeden yazıyorum çünkü sizde annesiniz ve eminim bunların bir çoğu başınıza gelmiştir.
Tabii bir de ‘oğlunuz’ varsa isterse tüm gün üstünüze çişini yapsın 🙂 Kız anneleri alınmasın lütfen evlat ayrımcılığı yapmak değil asla ama erkek anneleri her yönden çok şanslı neden mi? Buyurun bu yüzden 🙂

– Hayatınızda babanızdan ve eşinizden sonra ki kahramanınız dır.
– Kız evlat büyüyüp yuvadan uçar ama erkek evlat hep yanınızdadır.
– Kız çocukları gibi sevgilerini pek gösteremeseler de erkek evlat daima annelerine aşıktır.
– Erkek annesi olmak içindeki erkeği keşfetmektir.
– Erkek annesiyseniz erkek oyunları oynamanız kaçınılmazdır.
– Daha 1 yaşında olmasına rağmen kıskanmaktır herkesten.
– Eşinize aşıkken bir gün onun sevgisinin önüne geçen tek varlıktır erkek evlat.
– Erkek annesiyseniz eğer bir gün ayakta işemeniz kaçınılmaz bir gerçektir 🙂
– Ve en acısı da şu ki; siz sevip öpmeye kıyamazken birgün biri çıkar gelir ve oğlunuzu alıp gider. O zaman oğlunuz artık bir başkasına ait olur ve artık sizin o top oynadığınız, birlikte araba yarışı yaptığınız oğlunuz artık başkasına ait olur her istediğinizde öpüp koklayamazsınız.
Yinede erkek annesi olmak ayrıcalıktır.

Oğullarımızın hayatına pek çok prenses girse de, her zaman kraliçe biz olarak kalacağız 😉

Erkek annesi olmak gelecekte ki kaynanalığın ispatıdır… :))