Category Archives: Çocuk Sağlığı ve Gelişimi

Konumuz: Tuvalet Eğitimi!

Standard

 

u_09-06-2015-174452tuvalet-egitimi

4 senelik annelik hayatımda belki de en gözümde büyüttüğüm konudur tuvalet alışkanlığı kazandırmak.  Fakat anladım ki çocuk hazır olmadığı ve istemediği sürece siz ne kadar çabalarsanız çabalayın bazı şeyleri alıştıramıyorsunuz. Tabii bu konuda annenin de kararlı ve sabırlı olması ilk kural.

Ben hayatım boyunca hiç kuralcı bir insan olamadım, bu anneliğimde de bu şekilde gidiyor. İyi bir şey mi, yoksa kötü mü bilemiyorum ama ben bu şekilde mutluyum 🙂

Belli bir kalıba sokulmuş “annelik” bende pek işlemiyor. Yani o 18-36 ay arasında mutlaka tuvalet eğitimi vermeliyim gibi bir düşüncem hiç olmadı. Biraz zamana bırakarak hareket etmeyi tercih ediyorum ve şanslıyım ki bu tarz eğitimler (uyku eğitimi, emzirmeyi bırakma, tuvalet eğitimi) gözümün korktuğunu bana yaşatmıyor.

Aras’tan aldığım sinyaller, onun hazır olması benimde kararlı oluşum nedeni ile 06.08.2016 Cumartesi günü sabahı bezi hayatımızdan tamamen çıkardık.

Öncesinde aldım karşıma olgun bir insan gibi konuştum. Ona “ artık büyüdüğünü, bez bağlama yaşının geçtiğini, baban, ben ve senin yaşında ki arkadaşların gibi çişini tuvalete yapması gerektiğini kararlı ve sakin bir şekilde anlattım. Çocuğun yaşı kaç olursa olsun bizleri daima anladığına inanan bir anneyim.

Öncesinde zaten hazırlıklıydım. Bol bol alıştırma kilodu ve tuvalet aparatı aldım. Lazımlık kullanmayı tercih etmedim. Alışacaksa direk tuvalete alışması daha doğruydu benim için.

 

İlk gün yarım saatte bir tuvalete götürüp oturtuyor 5-10 dakika bekliyordum. Bu sürede telefondan tuvalet eğitimi hakkında videolar izlettim, sevdiği oyuncakları eline verdim. Hatta peluş oyuncaklarını bile çiş yapıyormuş gibi konuşturdum ki etkisi büyük oldu gerçekten. İlk gün akşama kadar boş boş gidip geldik tuvalete gerçekten çok zor bir süreçmiş dediğim ve hatta bezi yeniden bağlamayı düşündüğüm anlar oldu. Hemen kendimi toplayıp “asla pes etmek yok” dedim. Akşama doğru ilk şırrrrr sesini tuvalette duydum ve o an evde bir bayram havası esti 🙂

potty-training

Kendisi de bu durumu çok sevdi “oleeeey ben çiş yaptım” diyerek evin içinde koşturuyordu 🙂 çok ufak ama sevdiği bir şeyle ödüllendirmeyi ihmal etmedim tabi.

İlk günü bu şekilde devirdik sıra geldi gece ne yapacağım konusuna. Telefonun alarmını 2 saatte bir kur diyenleri dinlemek istemedim. Çünkü ne o nede ben android değiliz! Ben onun artık beni anladığına inandığım için uyumadan önce konuştum. Yeniden artık bez bağlamayacağımı, gece çişin gelince beni çağır ben seni hemen tuvalete götürürüm dedim. “Tamam, anne” dedi ve uyudu. O gece iki kez uyandırdı beni “Annee geel çişim geldi” nidaları ile. Gözümü açar açmaz “aferin sana oğlum yine beni yanıltmadın” dedim. Çişini yapıp geri uyudu. İlk güne göre gece kuru kalması ve sabaha kuru uyunması mükemmel bir şeydi.

İkinci gün sadece iki kere altını ıslattı o zamanda kızmak yerine altına yapmayacağı mesajını verdim ve özür diledi. Çiş kısmını hallettik fakat bugün 4.gün hala kaka yapmadı. Aslında kakasının olduğunu biliyorum ama korktuğu için yapmadığının farkındayım. Çiş konusunda olduğu gibi kaka konusunda da aynı şeyleri söyledim anlattım fakat o kısım biraz zor olacak gibi. Çünkü çocuklar kakayı kendilerinden bir parça hatta bir organ olduğunu düşüyorlarmış. Bu yüzdende yapmak istemeyebiliyorlar.

toilet

Dördüncü gün sonunda artık iyice rahatsız olduğunu hissettiğim için mecburen bez bağlamak zorunda kaldım.  Çocuğum onu bekliyormuş bez takar takmaz yaptı kakasını. Rahatladıktan sonra yeniden konuştum onunla. Karnının ağrımaması için, rahatlaması için kakasını tuvalete yapması gerektiğini anlattım. Ertesi gün kaka sorunu da tuvalette çözülmüş oldu.

 

Biz büyük bir yükü omuzlarımızdan attık. Darısı diğer çocuklar ve annelerin başına 🙂

 

Seval Aksu Demir

Keyifli Okumalar 🙂

Rota Virüs’lü Çocuğun Annesi

Standard

20160411_202629

Cumartesi gecesiydi. Saat 21:30 civarında uyutmuştum ve her şey gayet normaldi. Saat gece 02:00 sularında ağlayarak uyandı bizim yanımıza gelmek istedi. Korktuğunu düşündüm ve yanıma aldım. daha henüz yatağa oturmamıştı ki kustu! Ağlamaya başladı. Eşimi çağırdım üstündekileri çıkardık, elini yüzünü yıkadık yeni pijamalarını daha giydiremeden ishal olmuştu. Silmeyle baş edilir gibi değildi. Banyoya aldık ve yıkadık. Temizce giydirip yatırdım uyudu. Öncesinde hafif bir burun akıntısı ve öksürüğü de vardı aklıma üşütmüş olabileceği geldi. O geceyi atlattık…

Ertesi gün kahvaltı hazırladım. Uyandı ama hiç hali yoktu. Zar zor iki lokma bir şeyler yedi koltuğa uzandı. Yeniden kustu ve ateşlendi. Akşama kadar oldukça ateşliydi. Eşimde yoktu evde işe gitmişti. İçimde bir korku vardı. Ara sıra ateşini ölçüyordum 37 derece civarıydı. Akşam eşim geldi. Aras halsiz bir şekilde yatıyordu ve 38 derece ateşi görmüştük. Kalbi hızlıca atıyordu ve titriyordu. “Hadi dedi eşim hemen hazırlan hastaneye gidiyoruz” nasıl hazırlandığımı hatırlamıyorum. O kalp sesini duysanız sizde korkardınız!

Çıktık yola trafikte o biçim. 1 saatte Başakşehir’den Bağcılar Medipol Hastanesine varabildik. Allah’tan daha önce gittiğimiz ve çokta memnun kaldığımız Uzman Doktor Rüstem Bedel o akşam nöbetçiydi. Hiç beklemeden girdik odasına. Ne şikayetiniz var diye sordu durumu anlattık. Sırtını, göğsünü dinledi. Ateşini ölçtü 37.8 derece çıktı. Boğazına baktı. Halsizliği ve bitkinliği var serum takılsın dedi. Kan ve dışkı tahlili istedi. Acile indik yatış yapıldı. Hemşire gelip damar yoluna baktı. O an kelebeği elinin üzerine takarken ben bakamadım sanki benim ciğerimi söküyorlardı. Aras bir yandan ben bir yandan ağlıyorduk. Kendime engel olamıyordum.

IMG_20160411_235617

Hemşire 3 tane serum getirdi. Birisi ağrı kesici, birisi antibiyotik, diğeri ise ishal ve kusmasını kesmek için. Önce ağrı kesici serumu bağladı hemşire. Zaten ateşten tüm kemikleri ağrıyordu kuzumun asla dokundurmuyordu ama serumu bağlarken ağlamak dışında hırçınlığı olmadı. Saat 20:00 civarı serum başladı. Gün içinde hiçbir şey yeyip içmemişti babasından su ve muz istedi. Su içti bol bol, iki tane muz yedi. Çizgi film izledi, biraz uyudu. Serumlar 23:30 gibi bitmişti, hemşire kan tahlilinin sonuçları çıktı diyince acilden çıkıp doktorumuzun yanına gittik. Kanında mikrop çıkmıştı kuzumun ve 7 tane ilaç verdi. Mutlaka dışkı tahlilini görmemiz lazım “Rota Virüsü” olabilir dedi! Benim beynimde şimşekler çaktı resmen…

O gece eve geldik kusma ve ishal devam ediyordu. Gece güzel uyudu. Ara sıra ateşi çıktı. Ama benim içimi kemiren bir şeyler vardı.Ertesi gün akşam kaka yaptı, hastaneden aldığımız kutuya koyduk dışkıyı eşim hemen en yakında ki tıp merkezine yetiştirdi. Kaka yapıldıktan yarım saat içinde laboratuvara girmesi gerekiyordu. Sonucu da yarım saat sonra çıkmıştı ve korktuğum başıma gelmişti. Tüm bu belirtilerin nedeni basit bir mide üşütmesi değildi oğlum da “rota virüsü” çıkmıştı. Ve ayrıca kıl kurdu da var demiş laborant.

Ertesi gün sabah Medipol Hastanesi’nde ki doktora sonucu gösterdik. Korkulacak bir şeyin olmadığını beslenmesine dikkat etmemiz gerektiğini söyledi. Özellikle sıvı alımına dikkat edin dedi. Rota virüsünün tek çaresi bol sıvı tüketimi! Ağızda kuruluk olmaya başlarsa hemen getirin serum takviyesi yapalım dedi. Sıvıda azalma olursa böbrek yetmezliğine bile yol açabileceğini söyledi.

İshal ve kusma olduğu için iştahı maalesef yok. Sevdiği şeyler olan çikolata ve muzu bile asla yiyemiyor. Yese bile geri çıkarıyor. 10-15 günü bulur dedi doktor iyileşme sürecinin.

Çok sorulan o soruya buradan yanıt vermek istedim.

20160411_201323

Rota Virüsü Aşısı Yaptırdınız mı?

Aras’ın doğduğu sene maddi olarak inanılmaz sıkıntılarımız vardı.Bu aşıyı da devlet karşılamıyor maalesef. o zaman ki tek doz fiyatı 112.00 Tl civarıydı. Doktorumuza danıştık. “Bu aşının garantisi yok. Aşı eksiksiz yapılsa bile çocuk bu hastalığı geçirebilir. Ben çocuklarıma yaptırmadım” dedi. Hem maddi durumumuz gereği hemde doktorun söylediklerine güvenerek yaptırmadık aşıyı. Şuan ilk duyduğumda inanılmaz vicdan azabı duydum sonra gelen yorumlar ve mesajlar içimi biraz olsun ferahlattı. Umarım kimse beni bu konuda yargılamaz.

Teşekkürler!

Öncelikle yardımları için eşime, sonra doktorumuz Rüstem Bedel’e, çocuk acilde ki tüm sağlık ekibine, sosyal medyadan sayısız mesaj ve yorum yazan takipçi dostlarıma, arayan soran gelen tüm akraba ve arkadaşlarıma. İş yerine gidemediğim bir hafta sürecinde yerimi idare eden mesai arkadaşlarıma çok teşekkür ederim.

Ve oğlum’a

Yaşadığımız belki çok çok ciddi bir sağlık sorunu değil ama biz anneler evlatlarımızın burnu aksa telaşa kapılıyoruz. Gören herkes çöktüğümü söylüyor evet biraz çöktüm.İlk defa serum takıldı, ilk defa bu denli ishal oldu. Ve ben ilk defa sana karşı kendimi suçlu hissettim. Günden güne iyi olacaksan yavrum benim, atlatacaksın bu hastalığı. Seni çok seviyorum canım oğlum…

Bebeklerde Konak

Standard

cradle-cap-pictures-3

Bebeklerin başında görülen kabuklaşmış deri parçalarına konak adı verilir. Sarı ya­malara benzeyen konak lekeleri bebeğin başının üstünde yer alır…

Hemen hemen her bebekte görülen bu durum zararsızdır. Bebekten bebeğe değişkenlik gösterebilir. Kimi bebekte birkaç haftada geçse de kimi bebekte 3, kimi bebekte 6 aya kadar sürebilir. Herhangi bir kaşıntı, rahatsızlık hissi vermeyen bu tabaka, uzun sürme durumlarında kafa derisinin üstünde ki tabakayı kalınlaştırabilir.

 

Chicco-Konak-Taragi--52964

Konak Tarağı

 

Tedavisi;

Bebe yağını bebeğin kafasına hafif hafif masaj yaparak sürün, biraz bekledikten sonra konak tarağı ile çok bastırmadan ve bebeğin hala hassas olan kafa derisine zarar vermeden geriye doğru tarayın. Tarama esnasında derinin üstünde ki pul pul olan tabakanın kalkacağını göreceksiniz. Daha sonra bebe şampuanı ile bebeği yıkayabilirsiniz. Bu durumun tamamen geçmesi 1 ayı bulabilir. Bebeğiniz kafa derisinde bu şekilde pullanma görürseniz içinizin rahat etmesi için bir hekime gösterebilirsiniz.

744321

Aras 3 aylıkken konak olmuştu. Hamileliğim döneminde bebeklerle ilgili çok araştırma yaptığım için böyle bir şeyle karşılaşmaya hazırdım. Kafasını elletmekten hiç hoşlanmayan bir çocuk olduğu için biz bu işlemi emzirirken yapmayı tercih ettik. Kafa derisine bebe yağını yukarıda anlattığım gibi sürüp bekledik ve konak tarağı ile hafif hafif taradık. Daha sonra yıkadık ve pullanmanın büyük bir kısmı dökülmüştü.

 

 

NOT:Burada yazdıklarım kendi tecrübe ve araştırmalarımdır. 

Serdar Önder Sünnet Oldu!

Standard

12243765_1026296867423232_1802348865_n

Erkekliğe ilk adım

Oğlumun 15 günlük doktor kontrolü için çıkmıştık yola.Bize göre her şey yolundaydı emiyor,uyuyor,gaz problemimiz yoktu.Acıktığında ağlama sesi  bile değil ince bir cıyaklama sesi geliyordu.İnsan bir bebekten daha ne isterdi ki…

Doktorumuz kontrollerini yaptı tarttı ama o da ne biz hiç kilo almamıştık emiyordu hatta doymuyor ağlıyordu üstüne mama takviyesi dedi.Ama kilo almaması onuda şüphelendirmiş ti.Bizden kan idrar tahlilleri istedi.Sabahın köründe düşmüştük yollara tüm günümüz kan aldırma idrar beklemeyle geçti akşamüstü olup ta sonuçlarla doktorumuza gittiğimizde gerçek ortaya çıkmıştı.İdrar yolları enfeksiyonu olmuştu oğlum.

Bebeklerde gaz sancısına benzer sancı,ara ara nedensiz ağlamalar,idrar yaparken yanma,ve ateş oluyormuş belirti olarak bizde ateş yoktu bu yüzden de fark edemedik.O ağlamaları gaza uykusuzluğa yorduk.Antibiyotik iğne yazdı doktorumuz ve üç gün antibiyotik şurup kullandık. Bu 10 günün sonunda tekrar gelin bakalım dedi.Kilo almadığı için ve bu süreçte de alamayacağı için mama takviyesine başlamamızı söyledi.

Doktordan çıktığımızda şaşkın üzgündüm.Nasıl olur da fark edemedim, nasıl olmuştu bu? 15 günlük oğluma ne yapacaktım.Bir parka oturmuş ağlayıp bir yandan da tanıdıklarıma bunlar erkek anneleri sormaya basladım.Konuştukça ağlamaya başlamıştım.Bu konuşmaların ve doktorumuzun yönlendirmeleri sonucu hastanenin plastik cerrahına randevu aldık.

Oğlumu muayene etti ve pipisinin ucunun dar ve tıkalı olduğunu sünnet yapılması gerektiğini idrar yolları enfeksiyonun bu yüzden olduğunu idrarını tam yapamadığını içeride kaldığını gelişim döneminde bunun tekrarlaması gelişimini beslenmesini olumsuz yönde etkileyeceği için sünnetin şart ve kesin çözüm olduğunu anlattı.Zaten aklımda olan sünnet şuan şart olmuştu.Hemen randevu aldık sünnet için.Doktorumuzu biraz araştırdıktan sonra netleştirdik sünnet günümüzü.

Sünnetten önce kuzenimizin sünnet kıyafetlerini alıp evde fotoğraf çekildik. Tabii hastanede de sünnet gerçekleşirken ve sünnetten sonra odada çekimler oldu.

Sünnet için bir saat önce yatış yaptık hastaneye. Doktorumuzun daha öncede anlattığı gibi ameliyathaneye indirdik oğlumuzu tabii ki ben yine gözyaşlarıma hakim olamıyordum.Ameliyathanede doktorun kucağına verirken tek söylediğim size emanet cümlesiydi.

Daha biz ameliyathaneden  asansöre binmeden oğlumun sesini duymaya başlamıştım.Odaya çıkıp o yirmi dakika nasıl geçti anlatamam.Gözyaşlarım akıyor dilimde tek duam vardı.İlk defa ondan ayrılıyor onu o buz gibi ameliyathanede doktorlara teslim ediyordum.Her ameliyatın olduğu gibi bununda riskleri vardı. Koridorda ki her karoyu ezberlemiş volta atıyordum. Koridorun başında oğlumu gördüğümde yeniden doğmuş gibi oldum.Doktor konuşuyor ama ben duymuyordum kucağıma almış sımsıkı sarılmıştım. Sonra eşimden dinledim tekrar doktorun söylediklerini. Sünnetini olmuş her şey yolundaydı. Pipiye sürmek için bir krem ve ağrı içinde bir fitil verdi. Kanamamız ve riskli bir durum olmadığı için bir saat sonra çıktık hastaneden. İlk gece biraz ağrımız oldu ama sonra bir şey kalmadı.İlk hastane ve ameliyat tecrübemizi de yaşamıştık beraber. Bir aylıkken oğlum sünnet olmuştu. İlerde sünnet düğününde rahatça eğlenecekti.

12243885_1026296954089890_1635455388_n12248776_1026296984089887_884831105_n12277286_10205270950319810_1738994077_n12278253_1026296807423238_813025395_n12283252_10205270951279834_1554996365_n12285836_10205270963200132_736871024_n (1)

 

Tuvalet Eğitimi Verememek!

Standard

tuvalet

Her annenin en zorlandığı konulardan biridir çocuğu bezden ayırmak.

Aras’ın 3 yaşına yaklaşmasıyla birlikte ve havalarında sıcak olmasıyla tuvalet eğitimine başlamamız gerektiği konusunda okulda ki öğretmenleriyle hem fikir olduk. Lazım olabilecek alıştırma çamaşırı, lazımlık ve tuvalet aparatıyla artık başlayabilirdik. Lazımlık daha önce almış ve ona oturması gerektiğini öğretmiştim, lazımlığa oturuyor fakat çişini yapmıyordu. Klozete oturtmak isteyince kıyamet kopuyordu.

Daha sonra okulda öğretmenlerinin yardımıyla klozete götürmüşler ama yine kıyamet kopmuş. Şarkılar, türküler oyunlar derken klozete oturmayı başarmış ama saatlerce otursa da asla çişini yapmıyormuş. Akşam evde bende aynı şekilde klozete götürdüğümde sadece sifonla oynamak istiyor asla oturmuyor. Yaklaşık 2 haftadır bir yol kat edemedik.

IMG-20150810-WA0001

IMG-20150810-WA0018

Araştırdığım kadarıyla henüz kendini hazır hissetmiyor olabilir. Ama bu işin bu yaz hallolması da gerekiyor! Peki ben ne yapacağım?

Bir süre ara mı vermeliyim, yoksa her gün büyük bir sabır ve kararlılıkla devam mı etmeliyim?

Tuvalet eğitimi konusunda okumadığım yazı, danışmadığım eş dost kalmadı. Bir yerlerde bir hata mı yapıyorum kestiremiyorum.

Bu yazıyı yazmamda ki amaç sizlerden fikir almak. Deneyimli annelerden, daha önce başına bu tarz bir durum gelen annelerden yardım istesem ayıp etmiş olmam sanırım.

Şimdiden herkese yardımlarından dolayı teşekkür ediyorum.

Sevgiler

Anne Ansiklopedisi

Seval Aksu Demir

BEBEKLERDE KORDON KANI NEDEN ÖNEMLİ

Standard

kordon-kanı

Bebek, ana rahminde, göbek kordonu aracılığı ile anne kanından beslenir. Bu beslenme direk olarak anne damarlarına bağlanarak değil, plasenta aracılığı ile olur. Plasenta, bebek ile anne arasındaki besin ve oksijen alışverişini sağlayan bir yapıdır.

Plasenta, doğumdan hemen sonra, görevini tamamlayarak bebekle beraber rahim dışına atılır. Yani doğumdan sonra ne anne ne de bebek için artık gerekmeyen bir dokudur ve çöpe atılır. Kordon kanı, bebeğin doğumundan sonra plasentanın içinde kalan kandır.

Bu kan kök hücre açısından son derece zengindir. Direk olarak anne veya bebekten kan alınmadığı için herhangi bir acı hissi veya komplikasyon riski yoktur.

 
Kök hücreler, birçok dokuda bulunan ve değişerek vücudun diğer dokularını oluşturma yeteneğine sahip bir grup hücredir.

Günümüzde kök hücreler özellikle kemoterapi ve/veya radyoterapi gören kanser hastalarının kan ve bağışıklık sistemini yeniden canlandırmak için kullanılıyor. Embriyodan, kordon kanından veya kemik iliğinden elde edilebilen kök hücreler vücudun “kaynak” hücreleridir.

Anne babalar kordon kanını saklamak istiyorlarsa beklenen doğum tarihinden en az 2 hafta önce Kordon Kanı Bankası ve doğumu yaptıracak olan kadın doğum uzmanına durum bildirilmeli ve gerekli hazırlıkların yapılması sağlanmalıdır. Bu sayede gerekli ekipman ve belgeler doğum anında hazır bulundurulabilir.

Kordon kanı, doğumu yaptıran hekim tarafından alınır. Doğumun normal ya da sezaryen olması, kordon kanı alma işleminin değişmesi üzerinde etkili değildir.

Bebek doğduktan hemen sonra göbek kordonunun bebeğe yakın tarafına 2 adet mandal takılır ve göbek kordonu 2 mandal arasından kesilir. Bebek yeni doğan doktoruna verilir. Geride kalan plasenta (eş) içindeki kan, kan bankası tarafından verilen özel torbaya alınır. Plasenta rahimden atılmadan kan alınmasının daha başarılı olduğu gösterilmiştir. Kanın yer çekimiyle kolayca alınması için torbanın plasentaya göre daha aşağıda tutulması faydalı olacaktır.

Kordon kanının alınması anneye veya bebeğe acı vermez, doğum sürecini etkilemez. Fazla zaman almayan, ortalama 2-3 dakika süren kolay bir işlemdir. Ne kadar fazla kan toplanabilirse o kadar fazla kök hücre alınmış demektir. Toplanan kan en geç 24-36 saat içinde Kordon Kanı Bankası’na ulaştırılmalıdır.

Kordon kanı alınan bebeğin kendisi için kullanılabildiği gibi doku grubu uyduğu takdirde anne, baba ve diğer kardeşler için de kullanılabilir. Bilindiği gibi, doku grubu uyma ihtimali birinci derece akrabalar arasında en yüksektir. Bu oran en yüksek kardeşlerdedir. Daha sonrasında anne, baba yer almaktadır.

kordon-kani-300x224

Kordon kanı birçok hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır:

  • Kanser hastalıkları
  • Kan hastalıkları
  • Kemik iliği hastalıkları
  • Kalıtsal hastalıklar
  • Metabolik hastalıklar
  • Bağışıklık yetersizliğine bağlı hastalıklar

Emine Ergün
Çocuk Gelişimi Uzmanı

http://www.emineergun.com.tr

https://www.facebook.com/CGEUzmaniEmineErgun?fref=ts

https://twitter.com/annebabadanisma

Çocuklarda Keçiboynuzu Tozu Kullanımı

Standard

harnup-tozu2-600x710 Emzirmeyi kestikten kısa bir süre sonra hiç süt içmeyen Aras, başta kakaolu olsa da süt içmeye başladı. Sonra kestim kakao kullanmayı ve direk süt vermeye başladım. Şimdi kahvaltılarda bayıla bayıla süt içiyor. (Nazar değmesin) Görümcem keçiboynuzu tozundan bahsetmişti. Açıkçası başta hiç umudum yoktu Aras’ın o sütü içeceğinden ama beni yanılttı. Kokusu, görünüşü, tadı aynı kakao gibi. Süte bir tatlı kaşığı atıp karıştırınca kakaolu sütten hiçbir farkı kalmıyor. Kakaoya bakarak, keçiboynuzunun faydalarını saymakla bitiremeyiz. Bunlardan bazıları şöyle;

  • Ağrı kesici
  • Bakteri yok edici
  • Bronş genişletici
  • Kansere karşı koruyucu
  • Karaciğeri toksinlerden arındırıcı
  • Öksürük
  • Kansızlık
  • Kemik erimesi
  • Grip
  • Balgam söktürücü özelliği vardır
  • Dişleri sağlamlaştırır ve diş etlerine sağlamlık kazandırır

Birkaç yüzyıl öncesine kadar şeker yerine veya yapılan tatlılarda ağırlıklı olarak keçiboynuzu tozu kullanılırdı. Pasta ve keklerde kakao yerine veya un yerine de kullanabilirsiniz. Uzun süre geçmeyen öksürük tedavisinde kullanılır. Keçi boynuzunu diş çıkartan bebeklerde diş kaşıyıcı olarak kullanabilirsiniz. Keçiboynuzu tozu kusan bebeklere özel olarak kullanılan mamalarda kalınlaştırıcı ham madde olarak kullanılıyor. Alerjik bir besin olmamasına rağmen bebeğinizin ilk katı gıdaya geçişinde 1 veya 2 kez kullandıktan sonra. 10. ve 12. aydan sonra kullanabilirsiniz.

Sevgiler

Yenidoğan Sarılığı Nedenleri ve Tedavisi

Standard

YD sarılık

Yenidoğan Sarılığı Nedir?

Yenidoğan sarılığı ya da bebek sarılığı, yeni doğmuş bebeklerde kanlarındaki bilirubin miktarının artması neticesinde görülen bir çeşit sarılıktır. Doğumdan sonraki ilk haftada her doğan bebeğin kanında az veya çok derecelerde mutlaka bilirubin miktarında artış gözlenmektedir. Yenidoğan sarılığı, hayata yeni başlamış bebeklerde en sık görülen sıkıntılardan birisidir. Normal doğan bebeklerin %60’ında görülürken, erken doğan bebeklerin %80’inde görülebilmektedir.

Nedenleri;

Yenidoğan sarılığı aşağıdaki fiziksel nedenlere bağlı olarak gelişir.

*Yeni doğmuş bebeklerdeki alyuvarların aşırı hızlı bir şekilde ve aşırı miktarda parçalanması.
*Bebeğin karaciğerinin, kanındaki aşırı miktardaki bilirubin oluşumunu işleyecek kapasiteye sahip olmaması.
*Bebeğin anne ve babasının kan ve ABO uyuşmazlığı.
*Bebeğin alyuvarlarındaki (Kırmızı kan hücreleri) şekil ve işlev anomaliteleri.
*Doğum esnasındaki zorlanmalara bağlı aşırı ezik ve çürükler.
*Cephalohematoma Bazı konjenital hastalıklar
*Hepatit B veya karaciğerdeki bilirubin işlenmesini etkileyecek sorunlar.
*Prematüre doğum.
*Annedeki şeker hastalığı.
*Yapay sancı ile doğrulan bebeklerde.
*Doğumdan sonra çok kilo kaybeden bebeklerde.

Tedavisi;

Yenidoğan sarılıklarının çoğu iki hafta içinde kendiliğinden düzelir. Fakat bu dönemin doktor tarafından takibi önemlidir. Eğer bilirubin seviyesi yüksek ise bebek, fototerapi denilen florasan ışığı altında ışık tedavisine tabi tutulur. Bunun için özel lambalar kullanılır. Bu ışık bilirubini idrarda eriyebilecek bir şekle sokarak vücuttan atılmasını sağlar. Fototerapi bebeğe herhangi bir şekilde zarar vermez. Bebeğin gözleri ışıktan zarar görmemesi için kapatılır. Bazen yan etki olarak ciltte kırmızı döküntüler, bronzlaşma veya sık ve sulu dışkılamaya neden olabilir. Aralıklarla bebeğin kanı alınarak bilirubin düzeyinin güvenli sınıra düşüp düşmediği kontrol edilir. Işık tedavisi sonlandırıldıktan bir iki gün sonra bilirubin seviyesi genellikle tekrar yükselir. Bu dönemde de doktor kontrolü tavsiye edilir. Bebeğin, sarılık süresince ve tedavi esnasında iyi beslenmesi çok önemlidir çünkü bilirubin kaka ile vücuttan atılır.

Kan grubu uyuşmazlığı olup da bilirubin düzeyi çok yükselmiş hastalarda kan değişimi yapılır. Işık tedavisi veya kan değişiminden hangisinin uygulanacağına bebeğin kilosu, günü ve bilirubin seviyesi göz önünde bulundurularak karar verilir.
image

image

“Doğum sonrası tecrübesizlik ve lohusalığın korkusu içinde birde sarılık derdimiz oldu. Doğumdan sonra 3. günde gözbebeğinde ki bariz sarılık gözlemledim. Parmağımla tenine basıp çektiğimde altı sarıydı telaşlandım. Yakınlarım bunun normal olduğunu söylese de ben içten içe kahroluyordum. Sarılık olan bebeğin tek tedavisi “anne sütü” ne kadar çok emzirirseniz o kadar çabuk atlatıyorsunuz bu dönemi. Ayrıca sarılık olan bebekler sürekli uyku halindedir, ne yaparsanız yapın uyandırmak güçtür. En çok emzirme zamanlarında zorlandım. Sürekli emmesi gerekiyordu, sarılığın düşmesi gerekiyordu fakat uyandırmakta zorluk çekiyordum. Uyusa bile mutlaka göğsüme alıyordum, ayaklarını gıdıklıyordum, kulağıyla oynayıp yüzündeki tüyleri çekiyordum. Uyandıramayınca ağlıyordum. Zar zor sarılık derecesini 6’ya düşürmeyi başardık.

Annelik her anıyla zor. Bir bebeğin sorumluluğu zor fakat bir o kadar da güzel.

Yeni annelere sarılık konusunda vereceğim tavsiyeler;

•Bebeğinizin sarılık olduğunu teninin koyu renkli ve gözbebeğinin sarı olmasıyla anlayabilirsiniz,
• Tenine parmağınızla basıp çektiğinizde teninin altı sarı oluyorsa bebeğinizde sarılık var demektir,
• Uyku esnasında biluribin derecesi yükseldiği için bebeğinizi çok fazla uyutmamanız gerekir,
• Emzirmek sarılığın tek ilacı olduğu için sık sık emzirmeniz gerekir,
• Sarılık nedeniyle sürekli uyuyan ve uyanamayan bebeğinizi bir şekilde uyandırıp anne sütü vermeniz,
• Uykusunda ara sıra kontrol etmeniz,
• Düzenli sarılık derecesi kontrolü yapılmalıdır.

Sevgiler

Uyku Eğitimi’nden Sonra

Standard

image

Sizlere daha önce Aras’a verdiğim uyku eğitimi ve memeden kesme sürecimizi paylaşmıştım. Yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

En çok zorlanacağım konuların başında memeden kesme ve uyku eğitimi geliyordu. Ama uygun zamanı kollayıp kararlılıkla bir yerden başlayınca korkumun çok yersiz olduğunu anladım.

Aras uyku eğitiminden önce gece 00:30 civarı ayakta sallanarak uyuyor, hala meme emdiği için geceleri en az üç kere uyanıyor ve sabahları da (öğlende diyebiliriz) 11:00’da uyanıyordu. Biz bu durumdan oldukça rahatsızdık fakat cesaret edip eğitim vermeyi hep erteliyorduk. Aslında evliliğimiz ve sosyalleşmemiz için bunun çok gerekli olduğunu unutmuşuz.

Uyku eğitiminden sonra artık Aras gece 21.00 en geç 22.00’da uyumuş oluyor. Deliksiz uyuyor ve sabah 08:00’da uyanıyor.

Aras’ın erken uyumasıyla eşimle daha kaliteli zaman geçirebiliyoruz. Film izleyip sohbet etme fırsatımız oluyor. Memeyide bırakınca gönül rahatlığıyla anneannesine bırakıp biz sosyal yaşama ayak uydurabiliyoruz.

Çocuklarımız bizim herşeyimiz bu asla değişmez kural, fakat anne-babaların da özgür ve sosyal olmaya ihtiyaçları var. Hem kendi psikolojimiz için hemde çocuğumuzla daha güzel vakit geçirebilmek için annelerin kendine zaman ayırması gerektiğini düşünüyorum.

Öncesi ve sonrası diye karşılaştırma yaptığımda bunca zaman bu eğitimi vermemiş olduğum için kızıyorum kendime. Şuan oda bende sabahları daha zinde ve mutlu uyanıyoruz, birlikte kahvaltı yapıp hava güzelse dışarı çıkıyoruz, değilse evde çeşitli aktiviteler yapıp çok güzel zamanlar geçiriyoruz. Geceleri erkenden uyuyunca kendime ve eşime ayıracak bolca vaktim oluyor.

Dilerim bu deneyimim birçok anneye ışık olur…

Mutlu anneler mutlu bebekler 🙂

Sevgiler

Emine Ergün İle Disleksi (Öğrenme Bozukluğu) Hakkında

Standard

image

1-Disleksi (Öğrenme Bozukluğu) nedir?

Disleksi öğrenme bozuklukları içinde okuma ve yazma bozukluğu olarak ifade edilen bir türdür. Disleksi olan çocuklarda ya da yetişkinlerde zeka geriliği yoktur ama okuma, yazma, matematik alanlarında sorun yaşayabilirler.

2-Belirtileri ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Disleksinin okul öncesindeki belirtileri şöyledir:
•Kelimeleri yanlış söyleme ,
•Kafiye bulmakta güçlük (masa-kasa vs)
•Oyunları sürdürememek, çabuk sıkılmak,
•Çatal, makas kullanma, bağcık bağlamada güçlük,
•Ayakkabılarını ters giyme,
•Daire, kare gibi şekilleri kopyalayamama
•Taşırmadan boyama yapamama,
•Bisiklete binememe,
•Kendi ilgi alanı dışındaki aktivitelere karşı isteksizlik,
•Benzerlikleri fark edememe,
•Sağını solunu karıştırma,
•Sıraya koyma güçlüğü,
•Renkleri öğrenememe, karıştırma…

Disleksinin ilkokul dönemindeki belirtileri ise şunlardır:
•Okul başarısının zekasına ve yaşına göre beklenenden düşük olması,
•Bazı konularda başarılı iken bazı konularda başarısız olması (örneğin; matematik dersi iyiyken geometriden çok başarısız olması)
•Yavaş okuma,
•Bazı harfleri yazarken ve ya okurken karıştırma (p-b, b-d, k-t, y-h, 6-9,2-5)
•Tersten yazma (ismini Ahmet yerine temhA)
•Kelimenin sonlarını uydurarak okuma,
•Okumaya karşı isteksizlik,
•Yazma ödevlerinden kaçınma,
•Yavaş yazma,
•Tahtadan ödevini geçirmekte zorlanma,
•Ödev yapmak istememe,
•Sık dört işlem hatası yapma,
•Çarpım tablosunu öğrenememe,
•Kendine göre yollar üretme,
•Eldeleri unutma,
•Alfabeyi sırasıyla sayamama,
•Beden eğitiminde başarısız olma (koşma,top tutma)
•Yanlış yapmaktan korkma,
•Sağını solunu karıştırma,
•Yıl, ay, gün gibi kavramları karıştırma (hangi mevsimdeyiz denince Mayıs diye yanıt verir).

image

3-Bir İnsanın Disletik Olduğu Nasıl Anlaşılır?

Disleksi okul öncesi dönemde pek fark edilemez. Genellikle ilkokul döneminde fark edilir. İlk belirtileri okuma yazma öğrenme süreçlerindeki sıkıntı ile kendini gösterir. Çocuk arkadaşlarından daha yavaş öğreniyor ve geride kalıyordur. Temelde öğrenmeme sorunu yoktur, öğrenir ama öğrenme hızı yavaştır ve genelleme yeteneği daha azdır.

4-Disleksinin Türleri Var mıdır? Varsa Nelerdir?

Disleksinin 3 temel türü vardır.
1.Disleksi: Okuma bozukluğu olarak tanımlanır
2.Disgrafi: Yazılı anlatım bozukluğudur.
3.Diskalkuli: Matematik becerilerini öğrenme ile ilgili bozukluktur.

5-Disleksi İçin Hastalık Diyebilir miyiz?

Disleksi bir hastalık değildir, ilaç tedavisi de gerektirmez. Disleksi olan bazı çocukların ilaç kullandığı gözlenebilir, ancak bu ilaçlar disleksiyi tdavi etmek amacıyla verilemez. Bazen disleksi tablosu ile birlikte dikkat eksikliği ve hiperaktivite de görülşebilir. Dolayısıyla bu ialçla DEHB tedavisi için verilen ilaçlardır. Disleksi için en geçerli ve etkili yöntem birebir eğitimdir.

6-Disleksi İçin Neden “Dahilerin Hastalığı” Denir?

Disleksi olan çocukların ortak özelliklerine baktığınız zaman aslında birçok alanda başarılı olduklarını görürsünüz. Hatta bazı noktalarda disleksi belirtileri ile üstün yetenekli çocukların gösterdiği belirtiler benzerlik gösterebilir. Disleksi olan kişiler genellikle okuma, yama ve matematik alanlarında sorun yaşarlar. Onun dışındaki birçok alanda başarılıdırlar. Disleksi olan ünlülere baktığımızda da zaten benzer tabloyu  görebiliyoruz. Albert Einstein, Tomas Edison, Leonardo Da Vinci, Walt Disney disleksi olan ünlülere örnektir.

image

image

image

image

7-Disleksiye Sebep Olan Etkenler Nelerdir?

Disleksi bireyin içsel özelliği olup, merkezi sinir sistemindeki aksaklıklardan kaynaklandığı varsayılmakta ve yaşam boyu sürebilmektedir.
Ancak bireyin öğrenmesini etkileyen bir takım etmenler belirlenmiştir. Bunlar:
•Beynin hatalı işleyişi,
•Biyo-kimyasal bozukluklar,
•Kalıtım ve çevresel etmenler (Duygusal bozukluk, motivasyon eksikliği, yetersiz öğretim etmenlerinden de söz edilebilir.).

Öğrenme bozukluğunun ortaya çıkmasının nedenleri;
•Doğum öncesi (yetersiz beslenme, annenin geçirdiği enfeksiyonlar, ilaç kullanma…),
•Doğum sırasında (uzun ve zor doğum, plasenta ve göbek kordonu anomalileri…),
•Doğum sonrası (doğumdan sonra nefes alana kadar geçen sürenin uzunluğu, erken yaşta ateşli hastalık, başa hızlı darbe…)
•Kalıtsal (ailelerde öğrenme bozukluğu olan başka kişilerin de olması) etmenlere bağlı olarak ortaya çıkabilir.

8-Disleksi Tanısı Konulan Çocuğa Ebeveynler Nasıl Davranmalıdır?

Anne babalar öncelikle durumu kabul etmelidir, yoksa çocuyklarına faydalı olamazlar.
Aile öğretmen işbirliği çok önemlidir, öğretmenlerini durumdan heberdar etmelidirler.
Çocukları için gerekli özel eğitim sürecini zaman kaybetmeden başlatmalıdırlar.
Çocuklarını başka çocuklarla kıyaslamamalıdırlar.
Çocuklarını iyi tanımalı, onlardan kapasitelerinin üstünde beklenti içinde olmamalıdırlar.
“İstesen yaparsın da senin canın istemiyor” gibi ifadeler yerine “Sana güveniyorum, sen yaparsın” gibi motive edici ifadeler kullanmalıdırlar.
Sabırlı, tutarlı ve kararlı davranmalıdırlar.
Eğer çocukta dikkat eksikliği ve hiperktivite bozukluğu tanısı da varsa ve ilaç verildiyse ilacı verilen dozda ve şekilde düzenli olarak kullanmalıdırlar.

9-Disleksi Testi Nasıl Yapılır?

Disleksi testi çocukla birebir uygulanarak yapılır. Test içinde çocuğun yapmak istemediği ya da reddettiği sorular varsa bunlar aileye de sorulabilir. Okul öncesi, ilkokul ve yetişkinlere yönelik farklı test materyalleri vardır.

10-Disleksi Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar Nelerdir?

•Disleksi bir hastalık değildir
•Disleksi için ilaç tedavisi verilmez.
•Disleksi bir zeka geriliği değil, bir öğrenme güçlüğüdür.
•Disleksi olan çocuklar üstün yetenekli değildir. Sadece bazı özellikler açısından bu tarz çocuklarla benzerlik gösterebilirler.