Tag Archives: çocuk sağlığı

Rota Virüs’lü Çocuğun Annesi

Standard

20160411_202629

Cumartesi gecesiydi. Saat 21:30 civarında uyutmuştum ve her şey gayet normaldi. Saat gece 02:00 sularında ağlayarak uyandı bizim yanımıza gelmek istedi. Korktuğunu düşündüm ve yanıma aldım. daha henüz yatağa oturmamıştı ki kustu! Ağlamaya başladı. Eşimi çağırdım üstündekileri çıkardık, elini yüzünü yıkadık yeni pijamalarını daha giydiremeden ishal olmuştu. Silmeyle baş edilir gibi değildi. Banyoya aldık ve yıkadık. Temizce giydirip yatırdım uyudu. Öncesinde hafif bir burun akıntısı ve öksürüğü de vardı aklıma üşütmüş olabileceği geldi. O geceyi atlattık…

Ertesi gün kahvaltı hazırladım. Uyandı ama hiç hali yoktu. Zar zor iki lokma bir şeyler yedi koltuğa uzandı. Yeniden kustu ve ateşlendi. Akşama kadar oldukça ateşliydi. Eşimde yoktu evde işe gitmişti. İçimde bir korku vardı. Ara sıra ateşini ölçüyordum 37 derece civarıydı. Akşam eşim geldi. Aras halsiz bir şekilde yatıyordu ve 38 derece ateşi görmüştük. Kalbi hızlıca atıyordu ve titriyordu. “Hadi dedi eşim hemen hazırlan hastaneye gidiyoruz” nasıl hazırlandığımı hatırlamıyorum. O kalp sesini duysanız sizde korkardınız!

Çıktık yola trafikte o biçim. 1 saatte Başakşehir’den Bağcılar Medipol Hastanesine varabildik. Allah’tan daha önce gittiğimiz ve çokta memnun kaldığımız Uzman Doktor Rüstem Bedel o akşam nöbetçiydi. Hiç beklemeden girdik odasına. Ne şikayetiniz var diye sordu durumu anlattık. Sırtını, göğsünü dinledi. Ateşini ölçtü 37.8 derece çıktı. Boğazına baktı. Halsizliği ve bitkinliği var serum takılsın dedi. Kan ve dışkı tahlili istedi. Acile indik yatış yapıldı. Hemşire gelip damar yoluna baktı. O an kelebeği elinin üzerine takarken ben bakamadım sanki benim ciğerimi söküyorlardı. Aras bir yandan ben bir yandan ağlıyorduk. Kendime engel olamıyordum.

IMG_20160411_235617

Hemşire 3 tane serum getirdi. Birisi ağrı kesici, birisi antibiyotik, diğeri ise ishal ve kusmasını kesmek için. Önce ağrı kesici serumu bağladı hemşire. Zaten ateşten tüm kemikleri ağrıyordu kuzumun asla dokundurmuyordu ama serumu bağlarken ağlamak dışında hırçınlığı olmadı. Saat 20:00 civarı serum başladı. Gün içinde hiçbir şey yeyip içmemişti babasından su ve muz istedi. Su içti bol bol, iki tane muz yedi. Çizgi film izledi, biraz uyudu. Serumlar 23:30 gibi bitmişti, hemşire kan tahlilinin sonuçları çıktı diyince acilden çıkıp doktorumuzun yanına gittik. Kanında mikrop çıkmıştı kuzumun ve 7 tane ilaç verdi. Mutlaka dışkı tahlilini görmemiz lazım “Rota Virüsü” olabilir dedi! Benim beynimde şimşekler çaktı resmen…

O gece eve geldik kusma ve ishal devam ediyordu. Gece güzel uyudu. Ara sıra ateşi çıktı. Ama benim içimi kemiren bir şeyler vardı.Ertesi gün akşam kaka yaptı, hastaneden aldığımız kutuya koyduk dışkıyı eşim hemen en yakında ki tıp merkezine yetiştirdi. Kaka yapıldıktan yarım saat içinde laboratuvara girmesi gerekiyordu. Sonucu da yarım saat sonra çıkmıştı ve korktuğum başıma gelmişti. Tüm bu belirtilerin nedeni basit bir mide üşütmesi değildi oğlum da “rota virüsü” çıkmıştı. Ve ayrıca kıl kurdu da var demiş laborant.

Ertesi gün sabah Medipol Hastanesi’nde ki doktora sonucu gösterdik. Korkulacak bir şeyin olmadığını beslenmesine dikkat etmemiz gerektiğini söyledi. Özellikle sıvı alımına dikkat edin dedi. Rota virüsünün tek çaresi bol sıvı tüketimi! Ağızda kuruluk olmaya başlarsa hemen getirin serum takviyesi yapalım dedi. Sıvıda azalma olursa böbrek yetmezliğine bile yol açabileceğini söyledi.

İshal ve kusma olduğu için iştahı maalesef yok. Sevdiği şeyler olan çikolata ve muzu bile asla yiyemiyor. Yese bile geri çıkarıyor. 10-15 günü bulur dedi doktor iyileşme sürecinin.

Çok sorulan o soruya buradan yanıt vermek istedim.

20160411_201323

Rota Virüsü Aşısı Yaptırdınız mı?

Aras’ın doğduğu sene maddi olarak inanılmaz sıkıntılarımız vardı.Bu aşıyı da devlet karşılamıyor maalesef. o zaman ki tek doz fiyatı 112.00 Tl civarıydı. Doktorumuza danıştık. “Bu aşının garantisi yok. Aşı eksiksiz yapılsa bile çocuk bu hastalığı geçirebilir. Ben çocuklarıma yaptırmadım” dedi. Hem maddi durumumuz gereği hemde doktorun söylediklerine güvenerek yaptırmadık aşıyı. Şuan ilk duyduğumda inanılmaz vicdan azabı duydum sonra gelen yorumlar ve mesajlar içimi biraz olsun ferahlattı. Umarım kimse beni bu konuda yargılamaz.

Teşekkürler!

Öncelikle yardımları için eşime, sonra doktorumuz Rüstem Bedel’e, çocuk acilde ki tüm sağlık ekibine, sosyal medyadan sayısız mesaj ve yorum yazan takipçi dostlarıma, arayan soran gelen tüm akraba ve arkadaşlarıma. İş yerine gidemediğim bir hafta sürecinde yerimi idare eden mesai arkadaşlarıma çok teşekkür ederim.

Ve oğlum’a

Yaşadığımız belki çok çok ciddi bir sağlık sorunu değil ama biz anneler evlatlarımızın burnu aksa telaşa kapılıyoruz. Gören herkes çöktüğümü söylüyor evet biraz çöktüm.İlk defa serum takıldı, ilk defa bu denli ishal oldu. Ve ben ilk defa sana karşı kendimi suçlu hissettim. Günden güne iyi olacaksan yavrum benim, atlatacaksın bu hastalığı. Seni çok seviyorum canım oğlum…

Bebeklerde Konak

Standard

cradle-cap-pictures-3

Bebeklerin başında görülen kabuklaşmış deri parçalarına konak adı verilir. Sarı ya­malara benzeyen konak lekeleri bebeğin başının üstünde yer alır…

Hemen hemen her bebekte görülen bu durum zararsızdır. Bebekten bebeğe değişkenlik gösterebilir. Kimi bebekte birkaç haftada geçse de kimi bebekte 3, kimi bebekte 6 aya kadar sürebilir. Herhangi bir kaşıntı, rahatsızlık hissi vermeyen bu tabaka, uzun sürme durumlarında kafa derisinin üstünde ki tabakayı kalınlaştırabilir.

 

Chicco-Konak-Taragi--52964

Konak Tarağı

 

Tedavisi;

Bebe yağını bebeğin kafasına hafif hafif masaj yaparak sürün, biraz bekledikten sonra konak tarağı ile çok bastırmadan ve bebeğin hala hassas olan kafa derisine zarar vermeden geriye doğru tarayın. Tarama esnasında derinin üstünde ki pul pul olan tabakanın kalkacağını göreceksiniz. Daha sonra bebe şampuanı ile bebeği yıkayabilirsiniz. Bu durumun tamamen geçmesi 1 ayı bulabilir. Bebeğiniz kafa derisinde bu şekilde pullanma görürseniz içinizin rahat etmesi için bir hekime gösterebilirsiniz.

744321

Aras 3 aylıkken konak olmuştu. Hamileliğim döneminde bebeklerle ilgili çok araştırma yaptığım için böyle bir şeyle karşılaşmaya hazırdım. Kafasını elletmekten hiç hoşlanmayan bir çocuk olduğu için biz bu işlemi emzirirken yapmayı tercih ettik. Kafa derisine bebe yağını yukarıda anlattığım gibi sürüp bekledik ve konak tarağı ile hafif hafif taradık. Daha sonra yıkadık ve pullanmanın büyük bir kısmı dökülmüştü.

 

 

NOT:Burada yazdıklarım kendi tecrübe ve araştırmalarımdır. 

Serdar Önder Sünnet Oldu!

Standard

12243765_1026296867423232_1802348865_n

Erkekliğe ilk adım

Oğlumun 15 günlük doktor kontrolü için çıkmıştık yola.Bize göre her şey yolundaydı emiyor,uyuyor,gaz problemimiz yoktu.Acıktığında ağlama sesi  bile değil ince bir cıyaklama sesi geliyordu.İnsan bir bebekten daha ne isterdi ki…

Doktorumuz kontrollerini yaptı tarttı ama o da ne biz hiç kilo almamıştık emiyordu hatta doymuyor ağlıyordu üstüne mama takviyesi dedi.Ama kilo almaması onuda şüphelendirmiş ti.Bizden kan idrar tahlilleri istedi.Sabahın köründe düşmüştük yollara tüm günümüz kan aldırma idrar beklemeyle geçti akşamüstü olup ta sonuçlarla doktorumuza gittiğimizde gerçek ortaya çıkmıştı.İdrar yolları enfeksiyonu olmuştu oğlum.

Bebeklerde gaz sancısına benzer sancı,ara ara nedensiz ağlamalar,idrar yaparken yanma,ve ateş oluyormuş belirti olarak bizde ateş yoktu bu yüzden de fark edemedik.O ağlamaları gaza uykusuzluğa yorduk.Antibiyotik iğne yazdı doktorumuz ve üç gün antibiyotik şurup kullandık. Bu 10 günün sonunda tekrar gelin bakalım dedi.Kilo almadığı için ve bu süreçte de alamayacağı için mama takviyesine başlamamızı söyledi.

Doktordan çıktığımızda şaşkın üzgündüm.Nasıl olur da fark edemedim, nasıl olmuştu bu? 15 günlük oğluma ne yapacaktım.Bir parka oturmuş ağlayıp bir yandan da tanıdıklarıma bunlar erkek anneleri sormaya basladım.Konuştukça ağlamaya başlamıştım.Bu konuşmaların ve doktorumuzun yönlendirmeleri sonucu hastanenin plastik cerrahına randevu aldık.

Oğlumu muayene etti ve pipisinin ucunun dar ve tıkalı olduğunu sünnet yapılması gerektiğini idrar yolları enfeksiyonun bu yüzden olduğunu idrarını tam yapamadığını içeride kaldığını gelişim döneminde bunun tekrarlaması gelişimini beslenmesini olumsuz yönde etkileyeceği için sünnetin şart ve kesin çözüm olduğunu anlattı.Zaten aklımda olan sünnet şuan şart olmuştu.Hemen randevu aldık sünnet için.Doktorumuzu biraz araştırdıktan sonra netleştirdik sünnet günümüzü.

Sünnetten önce kuzenimizin sünnet kıyafetlerini alıp evde fotoğraf çekildik. Tabii hastanede de sünnet gerçekleşirken ve sünnetten sonra odada çekimler oldu.

Sünnet için bir saat önce yatış yaptık hastaneye. Doktorumuzun daha öncede anlattığı gibi ameliyathaneye indirdik oğlumuzu tabii ki ben yine gözyaşlarıma hakim olamıyordum.Ameliyathanede doktorun kucağına verirken tek söylediğim size emanet cümlesiydi.

Daha biz ameliyathaneden  asansöre binmeden oğlumun sesini duymaya başlamıştım.Odaya çıkıp o yirmi dakika nasıl geçti anlatamam.Gözyaşlarım akıyor dilimde tek duam vardı.İlk defa ondan ayrılıyor onu o buz gibi ameliyathanede doktorlara teslim ediyordum.Her ameliyatın olduğu gibi bununda riskleri vardı. Koridorda ki her karoyu ezberlemiş volta atıyordum. Koridorun başında oğlumu gördüğümde yeniden doğmuş gibi oldum.Doktor konuşuyor ama ben duymuyordum kucağıma almış sımsıkı sarılmıştım. Sonra eşimden dinledim tekrar doktorun söylediklerini. Sünnetini olmuş her şey yolundaydı. Pipiye sürmek için bir krem ve ağrı içinde bir fitil verdi. Kanamamız ve riskli bir durum olmadığı için bir saat sonra çıktık hastaneden. İlk gece biraz ağrımız oldu ama sonra bir şey kalmadı.İlk hastane ve ameliyat tecrübemizi de yaşamıştık beraber. Bir aylıkken oğlum sünnet olmuştu. İlerde sünnet düğününde rahatça eğlenecekti.

12243885_1026296954089890_1635455388_n12248776_1026296984089887_884831105_n12277286_10205270950319810_1738994077_n12278253_1026296807423238_813025395_n12283252_10205270951279834_1554996365_n12285836_10205270963200132_736871024_n (1)

 

BEBEKLERDE KORDON KANI NEDEN ÖNEMLİ

Standard

kordon-kanı

Bebek, ana rahminde, göbek kordonu aracılığı ile anne kanından beslenir. Bu beslenme direk olarak anne damarlarına bağlanarak değil, plasenta aracılığı ile olur. Plasenta, bebek ile anne arasındaki besin ve oksijen alışverişini sağlayan bir yapıdır.

Plasenta, doğumdan hemen sonra, görevini tamamlayarak bebekle beraber rahim dışına atılır. Yani doğumdan sonra ne anne ne de bebek için artık gerekmeyen bir dokudur ve çöpe atılır. Kordon kanı, bebeğin doğumundan sonra plasentanın içinde kalan kandır.

Bu kan kök hücre açısından son derece zengindir. Direk olarak anne veya bebekten kan alınmadığı için herhangi bir acı hissi veya komplikasyon riski yoktur.

 
Kök hücreler, birçok dokuda bulunan ve değişerek vücudun diğer dokularını oluşturma yeteneğine sahip bir grup hücredir.

Günümüzde kök hücreler özellikle kemoterapi ve/veya radyoterapi gören kanser hastalarının kan ve bağışıklık sistemini yeniden canlandırmak için kullanılıyor. Embriyodan, kordon kanından veya kemik iliğinden elde edilebilen kök hücreler vücudun “kaynak” hücreleridir.

Anne babalar kordon kanını saklamak istiyorlarsa beklenen doğum tarihinden en az 2 hafta önce Kordon Kanı Bankası ve doğumu yaptıracak olan kadın doğum uzmanına durum bildirilmeli ve gerekli hazırlıkların yapılması sağlanmalıdır. Bu sayede gerekli ekipman ve belgeler doğum anında hazır bulundurulabilir.

Kordon kanı, doğumu yaptıran hekim tarafından alınır. Doğumun normal ya da sezaryen olması, kordon kanı alma işleminin değişmesi üzerinde etkili değildir.

Bebek doğduktan hemen sonra göbek kordonunun bebeğe yakın tarafına 2 adet mandal takılır ve göbek kordonu 2 mandal arasından kesilir. Bebek yeni doğan doktoruna verilir. Geride kalan plasenta (eş) içindeki kan, kan bankası tarafından verilen özel torbaya alınır. Plasenta rahimden atılmadan kan alınmasının daha başarılı olduğu gösterilmiştir. Kanın yer çekimiyle kolayca alınması için torbanın plasentaya göre daha aşağıda tutulması faydalı olacaktır.

Kordon kanının alınması anneye veya bebeğe acı vermez, doğum sürecini etkilemez. Fazla zaman almayan, ortalama 2-3 dakika süren kolay bir işlemdir. Ne kadar fazla kan toplanabilirse o kadar fazla kök hücre alınmış demektir. Toplanan kan en geç 24-36 saat içinde Kordon Kanı Bankası’na ulaştırılmalıdır.

Kordon kanı alınan bebeğin kendisi için kullanılabildiği gibi doku grubu uyduğu takdirde anne, baba ve diğer kardeşler için de kullanılabilir. Bilindiği gibi, doku grubu uyma ihtimali birinci derece akrabalar arasında en yüksektir. Bu oran en yüksek kardeşlerdedir. Daha sonrasında anne, baba yer almaktadır.

kordon-kani-300x224

Kordon kanı birçok hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır:

  • Kanser hastalıkları
  • Kan hastalıkları
  • Kemik iliği hastalıkları
  • Kalıtsal hastalıklar
  • Metabolik hastalıklar
  • Bağışıklık yetersizliğine bağlı hastalıklar

Emine Ergün
Çocuk Gelişimi Uzmanı

http://www.emineergun.com.tr

https://www.facebook.com/CGEUzmaniEmineErgun?fref=ts

https://twitter.com/annebabadanisma

Emine Ergün İle Disleksi (Öğrenme Bozukluğu) Hakkında

Standard

image

1-Disleksi (Öğrenme Bozukluğu) nedir?

Disleksi öğrenme bozuklukları içinde okuma ve yazma bozukluğu olarak ifade edilen bir türdür. Disleksi olan çocuklarda ya da yetişkinlerde zeka geriliği yoktur ama okuma, yazma, matematik alanlarında sorun yaşayabilirler.

2-Belirtileri ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Disleksinin okul öncesindeki belirtileri şöyledir:
•Kelimeleri yanlış söyleme ,
•Kafiye bulmakta güçlük (masa-kasa vs)
•Oyunları sürdürememek, çabuk sıkılmak,
•Çatal, makas kullanma, bağcık bağlamada güçlük,
•Ayakkabılarını ters giyme,
•Daire, kare gibi şekilleri kopyalayamama
•Taşırmadan boyama yapamama,
•Bisiklete binememe,
•Kendi ilgi alanı dışındaki aktivitelere karşı isteksizlik,
•Benzerlikleri fark edememe,
•Sağını solunu karıştırma,
•Sıraya koyma güçlüğü,
•Renkleri öğrenememe, karıştırma…

Disleksinin ilkokul dönemindeki belirtileri ise şunlardır:
•Okul başarısının zekasına ve yaşına göre beklenenden düşük olması,
•Bazı konularda başarılı iken bazı konularda başarısız olması (örneğin; matematik dersi iyiyken geometriden çok başarısız olması)
•Yavaş okuma,
•Bazı harfleri yazarken ve ya okurken karıştırma (p-b, b-d, k-t, y-h, 6-9,2-5)
•Tersten yazma (ismini Ahmet yerine temhA)
•Kelimenin sonlarını uydurarak okuma,
•Okumaya karşı isteksizlik,
•Yazma ödevlerinden kaçınma,
•Yavaş yazma,
•Tahtadan ödevini geçirmekte zorlanma,
•Ödev yapmak istememe,
•Sık dört işlem hatası yapma,
•Çarpım tablosunu öğrenememe,
•Kendine göre yollar üretme,
•Eldeleri unutma,
•Alfabeyi sırasıyla sayamama,
•Beden eğitiminde başarısız olma (koşma,top tutma)
•Yanlış yapmaktan korkma,
•Sağını solunu karıştırma,
•Yıl, ay, gün gibi kavramları karıştırma (hangi mevsimdeyiz denince Mayıs diye yanıt verir).

image

3-Bir İnsanın Disletik Olduğu Nasıl Anlaşılır?

Disleksi okul öncesi dönemde pek fark edilemez. Genellikle ilkokul döneminde fark edilir. İlk belirtileri okuma yazma öğrenme süreçlerindeki sıkıntı ile kendini gösterir. Çocuk arkadaşlarından daha yavaş öğreniyor ve geride kalıyordur. Temelde öğrenmeme sorunu yoktur, öğrenir ama öğrenme hızı yavaştır ve genelleme yeteneği daha azdır.

4-Disleksinin Türleri Var mıdır? Varsa Nelerdir?

Disleksinin 3 temel türü vardır.
1.Disleksi: Okuma bozukluğu olarak tanımlanır
2.Disgrafi: Yazılı anlatım bozukluğudur.
3.Diskalkuli: Matematik becerilerini öğrenme ile ilgili bozukluktur.

5-Disleksi İçin Hastalık Diyebilir miyiz?

Disleksi bir hastalık değildir, ilaç tedavisi de gerektirmez. Disleksi olan bazı çocukların ilaç kullandığı gözlenebilir, ancak bu ilaçlar disleksiyi tdavi etmek amacıyla verilemez. Bazen disleksi tablosu ile birlikte dikkat eksikliği ve hiperaktivite de görülşebilir. Dolayısıyla bu ialçla DEHB tedavisi için verilen ilaçlardır. Disleksi için en geçerli ve etkili yöntem birebir eğitimdir.

6-Disleksi İçin Neden “Dahilerin Hastalığı” Denir?

Disleksi olan çocukların ortak özelliklerine baktığınız zaman aslında birçok alanda başarılı olduklarını görürsünüz. Hatta bazı noktalarda disleksi belirtileri ile üstün yetenekli çocukların gösterdiği belirtiler benzerlik gösterebilir. Disleksi olan kişiler genellikle okuma, yama ve matematik alanlarında sorun yaşarlar. Onun dışındaki birçok alanda başarılıdırlar. Disleksi olan ünlülere baktığımızda da zaten benzer tabloyu  görebiliyoruz. Albert Einstein, Tomas Edison, Leonardo Da Vinci, Walt Disney disleksi olan ünlülere örnektir.

image

image

image

image

7-Disleksiye Sebep Olan Etkenler Nelerdir?

Disleksi bireyin içsel özelliği olup, merkezi sinir sistemindeki aksaklıklardan kaynaklandığı varsayılmakta ve yaşam boyu sürebilmektedir.
Ancak bireyin öğrenmesini etkileyen bir takım etmenler belirlenmiştir. Bunlar:
•Beynin hatalı işleyişi,
•Biyo-kimyasal bozukluklar,
•Kalıtım ve çevresel etmenler (Duygusal bozukluk, motivasyon eksikliği, yetersiz öğretim etmenlerinden de söz edilebilir.).

Öğrenme bozukluğunun ortaya çıkmasının nedenleri;
•Doğum öncesi (yetersiz beslenme, annenin geçirdiği enfeksiyonlar, ilaç kullanma…),
•Doğum sırasında (uzun ve zor doğum, plasenta ve göbek kordonu anomalileri…),
•Doğum sonrası (doğumdan sonra nefes alana kadar geçen sürenin uzunluğu, erken yaşta ateşli hastalık, başa hızlı darbe…)
•Kalıtsal (ailelerde öğrenme bozukluğu olan başka kişilerin de olması) etmenlere bağlı olarak ortaya çıkabilir.

8-Disleksi Tanısı Konulan Çocuğa Ebeveynler Nasıl Davranmalıdır?

Anne babalar öncelikle durumu kabul etmelidir, yoksa çocuyklarına faydalı olamazlar.
Aile öğretmen işbirliği çok önemlidir, öğretmenlerini durumdan heberdar etmelidirler.
Çocukları için gerekli özel eğitim sürecini zaman kaybetmeden başlatmalıdırlar.
Çocuklarını başka çocuklarla kıyaslamamalıdırlar.
Çocuklarını iyi tanımalı, onlardan kapasitelerinin üstünde beklenti içinde olmamalıdırlar.
“İstesen yaparsın da senin canın istemiyor” gibi ifadeler yerine “Sana güveniyorum, sen yaparsın” gibi motive edici ifadeler kullanmalıdırlar.
Sabırlı, tutarlı ve kararlı davranmalıdırlar.
Eğer çocukta dikkat eksikliği ve hiperktivite bozukluğu tanısı da varsa ve ilaç verildiyse ilacı verilen dozda ve şekilde düzenli olarak kullanmalıdırlar.

9-Disleksi Testi Nasıl Yapılır?

Disleksi testi çocukla birebir uygulanarak yapılır. Test içinde çocuğun yapmak istemediği ya da reddettiği sorular varsa bunlar aileye de sorulabilir. Okul öncesi, ilkokul ve yetişkinlere yönelik farklı test materyalleri vardır.

10-Disleksi Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar Nelerdir?

•Disleksi bir hastalık değildir
•Disleksi için ilaç tedavisi verilmez.
•Disleksi bir zeka geriliği değil, bir öğrenme güçlüğüdür.
•Disleksi olan çocuklar üstün yetenekli değildir. Sadece bazı özellikler açısından bu tarz çocuklarla benzerlik gösterebilirler.

SELEKTİF MUTİZM ( SEÇİCİ KONUŞMAMA)

Standard

image

“Çok bilinmeyen bir konu olsa da, anne babaların dikkat etmesi gereken bir konudur selektif mutizm. Çocuk Gelişimi Uzmanı Emine Ergün bu konuya ışık tutuyor.”

Selektif mutizm, kişinin konuşma becerisi bulunduğu halde konuşmamasıdır. Çocuk konuşacağı kişileri seçer ve sadece onların yanında konuşur.
Mutizm nadir görülen bir problemdir, sıklıkla çocuk yaşlarda özellikle de 4-8 yaşları arasında ortaya çıkar.

Selektif mutizm; çocuğun tanıdığı ev gibi ortamlarda akıcı ve normal konuşmasına rağmen, konuşmasının beklendiği, okul gibi başka sosyal ortamlarda konuşmama durumudur. Suskunluğun şiddeti, yabancılarla konuşmamaktan, toplum içinde hemen her yerde sessiz kalmaya kadar değişebilir. Bu çocukların çoğu yabancı ortamlarda sessiz-sakindirler, ancak bazıları fısıldar veya tek heceli kelimeler kullanabilir.
Bazı ortamlarda konuşmanın yokluğuna rağmen,çocuklar ev ve alışık olduğu ortamlarda akıcı konuşurlar. Sorunun düzeyi eğitimsel başarı ya da sosyal iletişimi engelliyorsa ve bir aydan uzun süredir devam ediyorsa bu tanı konulmalıdır. Yoksa çocukların hemen tümünde yeni girdikleri ortamı yabancılama ve evde olduğu kadar konuşmalara katılmama görülebilir. Ancak normalde ortama alışınca çocuk konuşup yaşıtlarıyla veya büyüklerle ilişki kurmaya sorulanlara yanıt vermeye başlarken, seçici suskunluğu olan çocuklar sessiz kalmaya devam ederler. Eşlik eden diğer belirtiler aşırı utangaçlık, içe çekilme, anne babaya aşırı bağımlılık olabilir.
Çocuğun konuşmayı anlama, anlamlandırma sorunu varsa bu tanı düşünülmemelidir. Ayrıca bu durum kekeleme gibi bir iletişim bozukluğu ya da uygun dil becerileri bilgisinde eksiklik ile daha iyi açıklanıyorsa da seçici konuşmazlık düşünülmez. Başlangıç yaşı genellikle 2-4 yaş olarak belirtilmekte ancak klinik ortamda sıklıkla okul başlangıcından sonraki 2 yıl içerisinde görülmektedir. Kızlarda erkeklerden daha sıktır.
Seçici konuşmamanın nedeni kesin olarak belli değildir. Doğuştan getirilen utangaç mizaçla birlikte çevresel etkilerin ortaya çıkarttığı bir kaygı bozukluğu olarak düşünülebilir. Kaygı bozukluklarına ailesel bir yatkınlık söz konusu olabilir.
Seçici konuşmazlığı olan bazı çocuklar tedavi almadan da ilerleme gösterebilir. Çocuk ne kadar küçükse, konuşmadığı süre ne kadar azsa çocuğun kendiliğinden konuşmaya başlama olasılığı o kadar yüksektir.

Anne Babalara Öneriler
– Anne baba ya da öğretmen böyle bir durumunun farkına vardığında çocuğu konuşmadığı için cezalandırmamalı,
konuşmaya zorlamamalı, kandırmamalı veya konuşması için rüşvet önermemelidir.

– Çocuk psikiyatrisi polikliniklerine başvurup destek almaktır.

– Çocuk için güvenilir ve destekleyici bir ortam oluşturulup, aşamalı olarak, çocuğun hızına uygun beklentiler oluşturulur.

– Tedavi bir ekip çalışmasını gerektirir.

– Çocuk psikiyatrisi uzmanları yanında, öğretmenler, okul danışmanları ve aile tedavide önemlidir.

– Gerekli durumlarda kaygıyı azaltmaya yönelik ilaç tedavisi de kullanılır.

Emine Ergün
Çocuk Gelişimi Uzmanı

http://www.emineergun.com.tr

https://www.facebook.com/CGEUzmaniEmineErgun?fref=ts

https://twitter.com/annebabadanisma

Çocuklarda Kusma

Standard
Çocuklarda Kusma

Çocuğu 9 ay kusmuş bir annenin en zor dönemlerini okuyacaksınız şimdi…

Henüz daha 40’ı çıkmamıştı Aras kusmaya başladığında. İlk kez anne olduğum için etrafımda ki tecrübeli annelerin ve büyüklerin teşhis koymaları gecikmedi…

“Reflü bu çocuk,göğsünü üşütüyorsun soğuk alıyor”… vs hayır efendim öyle değil… Bir anne ne kadar tecrübesiz olursa olsun, çocuğunu en iyi tanıyan ve bilen odur. Lütfen büyükler taze annelere bu kadar karışıp müdahale etmeyin. Kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz? Kaldı ki, internet elimizin altında ve bir dünya hastane ve doktorlar var.

Defalarca farklı doktorlara götürdük. Hiç bir hastalığı çıkmadı. Tek sebep sütümün çok yağlı olması ve Aras’ın onu hazmedememesi! Aras günlük alması gereken anne sütü miktarını fazlasıyla geçtiği için,doyduğu kadarını sindirip fazlasını kusuyordu.

Sağlıkla ilgili kısmı hallettik fakat bir de madalyonun diğer yüzü var. Oda bir annenin çaresizliği! Kustuğu için temiz ve yeni kıyafetler giydiremiyordum. Dışarı çıkmak istemiyor, misafirliğe gitmek istemiyordum.
Kendim özenip giyinip onuda giydirip bir yere gidecek olurduk yarım saati geçmezdi, temiz kalmak.

Size bir de anımızı anlatmak isterim, kış günü 4.ay kontrolü için aile hekimine gidecektik. Hazırlandık. Aras’ı kucağıma aldım ve asansöre bindik. Oluk gibi kustu! Geri çıkmak yerine öyle kusmuklu bir şekilde gitmek zorunda kaldım.

Hergün çamaşır yıkanır, günde en az 3 kere kıyafet değiştirirdim. Bu böyle 9 ay sürdü ve 9.ayın başlarında kendiliğinden kesildi. Eski kıyafetlere bakınca hala lekeleri duruyor anı olsun artık 🙂

Kusan çocuklar için tavsiyelerim şunlar; kesinlikle yastık kullanın,yan yatırın ve mutlaka gazını çıkartın. Eğer bir rahatsızlığı yoksa bu tavsiyelerim sorunu kökten çözmüyor ama en aza indiriyor.

Sevgiler

ÇOCUKLAR İÇİN KURAL-SINIR VE ÖDÜL-CEZA YÖNTEMLERİ

Standard

ceza3

Her anne babanın hedefi kurallara uyan, toplum içinde uygun davranışlar sergileyen çocuk yetiştirmektir. Bu nedenle çocuğa uyması için birçok kural konur; ama bu kuralların neden konduğu, kurallara ne şekilde uyulacağı, uyulmazsa karşılaşacağı yaptırımlar çoğunlukla açıkça belirtilmez. Buna rağmen kurala uymayan çocuk cezalandırılır. Çocuk neden dolayı ceza aldığını anlamazsa, ya da bu durum ona açıklanmazsa da cezaya karşı gelir ve davranış problemleri sergilemeye başlar.
İşte tüm bu yanlış anlamaları ortadan kaldırmak adına, çocuğa kural koyarken dikkat etmemiz gereken bazı noktalar vardır.
Uygulanacak kural aile bireyleri tarafından ortak belirlenmelidir.

Anne, baba ve diğer aile bireyleri kural koyma ve uygulama konusunda tutarlı olmalıdır.
Belirlenen kurala öncelikle kuralı koyan kişi uymalıdır. Örneğin çocuğa yatmadan önce dişlerini fırçalamasını söyleyen bir anne, bunu kendisi yapmıyorsa, çocuğun bu davranışı sergilemesi beklenemez. Çünkü çocuklar çoğunlukla model alarak öğrenirler.

Kurallara uyma düzenine göre verilecek ödüller titizlikle belirlenmelidir. Yapılan her olumlu davranıştan sonra ödül vermek, verilen ödülün değerini azaltır. Alkışlama, aferin deme, saçını okşama gibi sosyal ödüllerin sıkça verilmesinde bir sakınca yoktur. Ancak; yemeğe götürme, oyuncak alma gibi maddi ödüller sık sık verilmemeli, çocuğun bu ödülleri alması için zaman konulmalıdır. Örneğin bir hafta boyunca akşam yemeğinde sofraya oturup yemek yiyen bir çocuğu, hafta sonu yemeğe götürerek ödüllendirmek doğrudur; ama her akşam yemekten sonra ona çikolata vermek doğru değildir.

ceza

Ödül gibi cezalar da çok önemlidir. Uygun bir ödüllendirme modeli geliştirmiş bir aile, aslında cezaya pek ihtiyaç duymaz. Zaten mümkün olduğunca ceza kullanılmamalıdır. Yanlış yöntemlerle kullanılan cezanın olumsuz etkileri çocuktan uzun süre silinmez.

İlla ceza kullanılacaksa, cezanın sınırları iyi belirlenmelidir. Bir yasaklar tablosu oluşturulmalı, bu yasaklara uyulmadığı taktirde verilecek cezalar açıkça belirtilmeli ve uygulanmalıdır. Anne kendi verdiği cezayı affetmemeli, ya da annenin verdiği ceza baba tarafında kaldırılmamalıdır.

Çocuğa verilen cezalarda adaletli olmak da çok önemlidir. Çocuk yaptığı hatalı davranışın çok çok üstünde bir ceza ile karşılaşırsa hem adalet duygusu sarsılır hem de anne babasına karşı öfkesi artar.

Çocuğun davranışlarını sebepsizce sınırlamak da doğru değildir. Bu, özellikle küçük çocuklarda gözlenen bir durumdur. 1-3 yaş arasındaki çocuklar çevreyi keşfetme çabası içinde oldukları için, her şeye bakmak, her yere gitmek isterler. Genelde anne babalarda onların her yaptıklarına hayır yapma, alma, gitme gibi tepkiler verip, onları durdurmaya çalışırlar. Ama çoğu zaman bu çabaları işe yaramaz.

Hem anne baba hem de çocuk için yıpratıcı olan bu süreci yaşamak yerine, yaşı ne olursa olsun çocuğa yapmaması gereken davranışın nedenleri ve sonuçları açıklanmalıdır. Örneğin; ısrarla ocakta kaynayan tencereye bakmak isteyen çocuğu nedensiz olarak ocaktan uzaklaştırmak yerine, anne çocuğu kucağına alıp pişen yemeği göstermeli, böylece merakını gidermelidir. Ayrıca bunu kendi başına yapmaması gerektiğini özellikle vurgulamalı, her merak ettiğinde kendisinin ona yardımcı olacağını söyleyerek ona güven vermelidir.

Anne babalar çocuklarına özellikle sosyal davranışlar ile ilgili kural koyarlar. Birinden bir şey aldıklarında teşekkür etmeleri, yemekten sonra eline sağlık demeleri sıkı sıkı tembihlenir. Ama bazen anne babalar sıkıca tembihledikleri bu kurallara kendileri uymazlar. Çocuklar çok iyi gözlemcidir. Kendisine konulan kurala anne babasının uymadığını gören çocuk, hem bu kurala hem de bundan sonra konulacak diğer kurallara uymayacaktır. Kurallar sadece çocuklar için değil, anne babalar için de geçerli olmalıdır.

Kuralların sayısı ve içeriği de doğru belirlenmelidir. Kurallı aile olmak adına çocuk çok sıkılmamalıdır. Kuralsızlık kadar fazla kural koymak da doğru değildir.

Çocuğa konulan kurallar konusunda diğer aile bireyleri de bilgilendirilmelidir. Bu konuda özellikle büyük anne ve büyük babalar ile çatışmalar yaşanmaktadır. Bu çatışmaları en aza indirmek adına aile büyüklerine kurallar, ödül ve cezalar ile ilgili bilgi verilmeli; anne babalar ile tutarlı davranmaları konusunda uyarılmalıdır. Aksi halde çocuklar her bireye göre faklı davranış geliştirecek, onların tutum ve davranışlarını kendi lehlerine kullanacaklardır.

Bu durum ilerde çocuğun okul yaşantısını da olumsuz etkileyebilir. Evde farklı, okulda farklı davranışlar sergileyebilir, okul kurallarına uymakta zorlandığı için uyum ve davranış problemleri oluşabilir.

Şunun altını önemle çizmek gerekir. Kurallar sadece çocuklar için geçerli değildir. Aile içinde kural belirlemek ve uygulamak demokratik bir süreç olmalı, herkes için eşit ölçülerde uygulanmalıdır.
Sınırları doğru belirlendiği taktirde, çocukların da kural koymasına ve koyduğu kuralları denetlemesine fırsat verilmelidir. Bu, çocuğun sosyal gelişimi, kişilik ve öz güven gelişimi için oldukça önemlidir.

Emine Ergün

Çocuk Gelişimi Uzmanı

http://www.emineergun.com.tr

https://www.facebook.com/CGEUzmaniEmineErgun?fref=ts

Çocuk Gelişimi Uzmanı Emine Ergün’den 2 Yaş Sendromu ve Özellikleri

Standard

anne_ve_babalar_bu_sendroma_dikkat13920230310_h1125998

2 YAŞ SENDROMU VE ÖZELLİKLERİ

Çocuklar dünyaya geldikleri ilk andan itibaren anne baba bakımına muhtaçtırlar. Temel ihtiyaçları anne babaları ya da bakıcıları tarafından karşılanır. Genel gelişim özellikleri gereği bağımsız iş yapabilme ve kendini ifade edebilme becerisi kazanana kadar devam eden bu süreçte ciddi sorunlar yaşanmaz.

Ancak 2 yaş dönemi bu anlamda bir dönüm noktası niteliğindedir. Çünkü 2 yaşına gelmiş olan çocuk artık pek çok alanda kendini özgür hissediyor ve bu özgürlüğünü de sonuna kadar kullanmak istiyordur. İşte bu noktada çocuğu bu talebi ile anne babaların tepkileri çakışır ve “2 yaş sendromu” denilen dönem ortaya çıkar.

Aslında her çocuk 2 yaş sendromu yaşar diye bir kural yoktur. Her çocuk bu gelişimsel dönemden geçer fakat kimi çocuk bunu hafif şiddetli atlatır, kimi çocuk da sendrom niteliğinde atlatır. Bunun en büyük sebebi de anne baba tutumlarıdır.

Anne babaların bu dönemde çocuklarla girdikleri güç mücadelesi ve inatlaşma çocukların bu dönemi şiddetli geçirmesinin en önemli etkenlerinden biridir.

2 yaş sendromunda çocukta şu özellikler vardır:

  • Çocuk her şeyi ister ama aslında hiçbirşeyi de istemez
  • Genellikle anne babasının tersi düşünceyi savunur
  • Ağlama krizleri vardır
  • İsteklerini ağlayarak ifade eder
  • Her şeyi kendisi yapmak ister, yardım kabul etmez
  • Yaşıtlarıyla da pek anlaşamaz
  • Evde ve ev dışı ortamlarda uyumsuz davranışlar sergiler
  • Vurma, ısırma gibi davranışlar sergileyebilir
  • Kural ve sınır tanımaz
  • inatçıdırlar

Anne babalara öneriler:

  • Bu davranışların gelişimsel bir dönemden kaynaklandığını bilerek sakin ve sabırlı olmaya çalışın
  • Davranışlarınızda tutarlı olun, bugün izin verdiğiniz şeye yarın izin vermemeniz çocuğunuzu öfkelendirecek ve olumsuz davranışları artacaktır.
  • Anne baba olarak da birbiriniz ile tutarlı olun
  • Çocuğunuzdan beklentileriniz üst düzey olmasın, o daha bir çocuk
  • Uymasını istediğiniz kuralların sınırlarını ona siz çizin, kendiliğinden sizin istediğiniz gibi davranmasını beklemeyin, ona model olun
  • Çocuğunuzun inadını inat ile çözmezsiniz. Bu sadece işleri çıkmaza sürükler ve aranızdaki iletişim ve ilişki zarar görür
  • Çocuğunuzu başkaları ile kıyaslamayın
  • Ona davranışları için yaptırım uygularken adaletli olun. Yaptığı davranıştan daha büyük bir ceza vermeyin
  • Vurma, ısırma gibi davranışlarına karşılık olarak gülmeyin ya da siz de ona vurmayın. Bu, davranışın pekişmesine sebep olur.
  • Çocuğunuzla konuşun. Çocuklar dünyaya geldikleri ilk andan itibaren bizi duyar ve anlarlar. Ondan ne beklediğinizi, ne istediğinizi, olumsuz davranışlarını neden onaylamadığınız, doğruyu yanlışı anlatın.

Emine Ergün

Çocuk Gelişimi Uzmanı

http://www.emineergun.com.tr

https://www.facebook.com/CGEUzmaniEmineErgun?fref=ts

Aras’ın Pedagog Kontrolü

Standard

IMG-20140918-WA0012

Uzun zamandır evimizde Aras’ın huysuzluğu baş roldeydi. Artık hem ben hemde o işin içinden çıkamaz olmuştuk. Bende tahammül kalmamıştı ve bir gün ailemizle toplandığımız gün sinir krizi geçirmemle artık bir uzmana görünmekte fayda olabileceğine karar verip hemen bir psikiyatr araştırmasıyla çocuk ve ergen psikoloğu Esra Bulanık’a randevu alıp gittik.

Detaylı bir şekilde sohbetimizi size anlatmak istiyorum;

Doktorun önünde iki sayfalık bir kağıt vardı. Öncelikle  Aras’ın adını, yaşını, doğum şeklini sordu. Daha sonra benim ve eşimin yaşlarımızı, öğrenim durumumuzu, mesleğimizi sorup ailemizde ve Aras’ta herhangi bir hastalık olup olmadığını sordu. Notları alınca şikayetimizin ne olduğunu sordu ve anlattık. Açıkçası ilk gittiğimde kafamdaki soru işaretleri yanıtlarını bulmadı, yani pek bir sonuç alamadık. Esra hanım bizi perşembe günü (18 Eylül 2014) pedagog gözetiminde “Denver Testi” denilen diğer adı gelişim testine yönlendirdi. Ve şunu söyleyebilirim ki, bu Denver Testini her anne babanın çocuklarına mutlaka yaptırması gerekiyor.

denver

İki gün bekledikten sonra Çocuk Gelişimi Uzmanı Buket Akın’a doğru yola koyulduk. Araştırdığımız kadarıyla nasıl bir test ile karşı karşıya kalacağımızı biliyorduk. Yine sorularla başladık konuşmaya. “Şikayetiniz nedir?” diye sordu ve huysuzluğunu anlattım doktora, oda “Aras’ın kaç aylık olduğunu” sordu ve “normal” dedi.

Kısaca bana sorduğu sorular şu yönde oldu;

Kullandığı kelimeleri, Ce ee oyununu biliyor mu?, Siz ev işi yaptığınızda sizi taklit ediyor mu?, Seslendiğinizde bakıyor mu? Vs. gibi. Daha sonra küçük bir çanta çıkartıp Aras’a “sandalyeye yanıma oturur musun?” dedi ve Aras’ta oturdu. Kare şeklinde ve değişik renklerde küpler çıkardı ve Aras’tan üst üste dizmesini istedi düzgün bir şekilde üst üste koydu ve babasıyla hayretle izledik çünkü, biz bu tarz sorular sorduğumuzda canı istemedikçe yapmıyor. Daha sonra çantadan bardak çıkardı ve küpleri içine atmasını söyledi onuda eksiksiz yaptı. Ufak bir şişe ve bir adet siyah kuru üzümü şişenin içine atıp Aras’tan üzümü çıkarmasını istedi onuda yaptı. Ufak bir et bebek çıkartıp Aras’tan bebeğin burnunu ve gözünü göstermesini istedi ve Aras orada tıkandı yapamadı. Tenis topuyla oynadılar. Zıpladılar ve kovalamaca oynadılar. Tek sorunumuz bebekteki duyu organlarını gösterememesi oldu. Çığlık atmasının sebebi konuşup derdini anlatamadığı için o şekilde ifade ediyor kendini dedi ve onunla sürekli oyun oynamamız gerektiğini söyledi.

IMG-20140918-WA0023

IMG-20140918-WA0022

Birkaç tavsiyede bulundu; yere örtü serip ufak kaplar ve kaşıkla bulgur,nohut gibi şeyleri bir kaptan bir kaba aktarma oyunu oynayabileceğimizi söyledi. Veya yine bir kaba su doldurup kaşıkla diğer kaba su aktarabilirsiniz gibi örnekler verdi.
Tam gün kreş için henüz erken olsa da yarım gün oyun gruplarına gönderebileceğimizi ve eğer okula adapte olup severek gidiyorsa 2,5 yaşında tam güne çıkarabileceğimizi söyledi. Her şeyden önemlisi televizyonu hayatımızdan çıkarmamız gerektiğini söyledi, bu çocuklarda konuşma geriliği, sosyalleşememe ve algı eksikliğine yol açıyormuş. Test bitiminde dosyamıza sonucu ekleyip 3 ay sonra tekrar görüşüp gözlemleyelim dedi ve ayrıldık.

Gerçekten bunca zaman boşuna beklemiş ve sinir krizlerine girmişim. Çok şükür Aras’ta ciddi bir sorun yok sadece biraz fazla ilgi bekliyor. Gereken bütün ilgiyi vermeye hazırız. Tüm anne babanın mutlaka gitmesi gerektiğini düşünüyorum. Huysuz çocuklara nasıl yaklaşmak gerektiği hakkında çok faydalı bilgiler veriyorlar. Biz artık televizyonu hayatımızdan yemek saatleri dışında çıkardık. Onun yerine bol bol vakit geçiriyoruz ve parka gidiyoruz. Bu aralar parmağıyla bazı nesneleri gösteriyor ve bende en ince ayrıntısına kadar ne olduklarını anlatıyorum. Hastane dönüşünün ertesinde bay bay yapmayı bile öğrendi 🙂

Çocuğum konuşamıyor, geç öğreniyor gibi şeylere takılmayın sevgili anneler, her çocuğun kendine özgü bir kapasitesi ve algılama gücü vardır. Veya ailenizden birinde genetik bir huyda olabilir. Eğer ayına göre belli hareketler yapmıyor, sesler çıkartamıyor ve kelimeler söylemiyorsa o zaman ciddiye alıp bir uzmana danışmakta fayda var.  Azıcık sabır ve bir uzman yardımıyla bunun üstesinden gelmek çok basit.

Sağlıklı ve mutlu günler…

Sevgiler